tevekkül ile ilgili hadisler arapça

Meilleur Phrase D Accroche Sur Site De Rencontre. Yüce kitabımız Kuranı Kerim’de Allah’a güvenmek ve O’na dayanmak Tevekkül ile ilgili ayetleri bu sayfada derledik. İşte Kuranı Kerim’de geçen tevekkük ile ilgili O, doğunun ve batının Rabbidir; O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O’nu vekîl Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güven, O’nu överek yücelt. Kullarının günahlarından haberdar olarak O Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir, bütün işler O’na götürülür. O’na kulluk et ve O’na güven. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz Allah, kuluna yetmez mi? Ey Muhammed! Seni O’ndan başka şeylerle korkutuyorlar. Allah’ın saptırdığını doğru yola koyacak “Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir Şeyde hüküm vermek, Allah’a aittir, işte bu Allah, benim Rabbimdir. O’na güvenirim ve O’na yönelirim”.18/23-24. Allah dilemedikçe hiç bir şey içjn asla “Ben onu yarın yapacağım” deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım kİ, Rabbim beni doğruya bundan daha yakın olana ulaştırır” “Bize yollarımızı gösteren Allah’a niye güvenmeyelim? Bize eziyet etmenize elbette katlanacağız. Güvenecek olanlar Allah’a güvensinler” İnanan ve yararlı iş işleyenleri, altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz, sıkıntılara karşı dayanan ve Rablerine güvenenlerin ecri ne güzeldir!33/3. Allah’a güven, vekîl olarak Allah Allah vardır, O’ndan başka tanrı yoktur, inananlar yalnız Allah’a güvensinler. 75. Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Geçmiş ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanın-da üç-beş kişilik küçük bir grup vardı. Peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve peygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük bir kalabalık çıktı. Kendi ümmetim sandım. Bana Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, sen ufka bak!’ dediler. Baktım; çok büyük bir karaltı. İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinden hesapsız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır’ dediler. ” İbni Abbas diyor ki Söz buraya gelince Peygamber aleyhisselâm kalkıp evine gitti. Oradaki sahâbîler bu hesapsız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında konuşmaya başladılar Kimileri, “Bunlar peygamberin sohbetinde bulunanlar olmalıdır” derken, kimileri, “Bunlar İslâm geldikten sonra doğup, şirki tanımamış olanlardır” dediler. Daha başka birçok görüş ileri sürenler oldu. Onlar bu meseleyi tartışırken Peygamber aleyhisselâm çıkageldi. – “Ne hakkında konuşuyorsunuz?” diye sordu. – Hesapsız-azabsız cennete gireceklerin kim oldukları hakkında konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem – “Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine güvenenlerdir” buyurdu. Ukkâşe İbni Mihsan yerinden fırladı ve – Beni de onlardan kılması için Allah’a dua et Yâ Resûlallah! dedi. Peygamber aleyhisselâm da – “Sen onlardansın!” buyurdu. Sonra bir başka kişi daha kalktı ve – Beni de onlardan kılması için dua buyur, dedi. Peygamber aleyhisselâm bu defa – “Fırsatı değerlendirmekte Ukkâşe senden önce davrandı” buyurdu. Buhârî, Tıb 1, Rikak 50, Libâs 18; Müslim, Îmân 374. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 16 76. Yine Abdullah İbni Abbas radıyalluha anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle söylemeyi itiyat edinmişti “Allah’ım! Sana teslim oldum, ben sana inandım, sana dayandım. Yüzümü gönlümü sana çevirdim, senin yardımınla düşmanlara karşı mücâdele ettim. Allah’ım! Beni saptırmandan yine sana, senin büyüklüğüne sığınırım, -ki senden başka ilah yoktur-. Ölmeyecek diri yalnız sensin. Cinler ve insanlar ise, hep ölümlüdürler!” Müslim, Zikir 67. Ayrıca bk. Buhârî, Teheccüd 1, Tevhîd 7, 8, 24, 35; Müslim, Müsâfirîn 199; Ebû Dâvûd, Salât 119; Tirmizî, Daavât 29; Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 9; İbni Mâce, İkâmet 180 77. Yine Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ şöyle dedi “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir” sözünü, ateşe atıldığında İbrahim aleyhisselâm söylemiştir. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de bu sözü “Müşrikler size karşı toplandılar, başınızın çaresine bakınız!” dediklerinde söylemiştir. Nitekim bu haber müslümanların imanını arttırmıştı ve onlar hep birlikte “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir” demişlerdi. Buhârî’nin Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan naklettiği bir başka rivayette Abdullah şöyle demiştir “Ateşe atıldığı zaman İbrahim aleyhisselâm’ın son sözü “Allah bana yeter, o ne güzel vekildir” demek olmuştur. Buhârî, Tefsîrû sûre 3, 13 78. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki, onların kalpleri kuş kalbi gibi rakîk ve güven içindedir. ” Müslim, Cennet 27. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 331 79. Câbir İbni Abdullah radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre o, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Necid taraflarında bir gazvede bulunmuştu. Dönüşte Resûlullah ile birlikteydi. Öğle vakti ağaçlık, çalılık bir vadiye geldiklerinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem orada mola vermiş, mücâhidler ağaçlar altında gölgelenmek üzere çevreye dağılmışlardı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise, semure denilen sık yapraklı bir ağaç altında istirahate çekilmiş kılıcını da ağaca asmıştı. Câbir dedi ki birazcık uyku kestirmiştik ki, Resûlullah’ın bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk. Bir de baktık, Resûlullah’ın yanında müşriklerden bir bedevi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu – “Ben uyurken bu bedevi kılıcımı almış, uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette bunun elindeydi. Bana – Seni benim elimden kim koruyup kurtaracak? dedi. Ben de üç defa – “Allah” cevabını verdim. Câbir diyor ki Resûlullah adamı cezalandırmamıştı, yanında oturu-yordu. Buhârî, Cihâd 84, 87, Meğâzî 31, 32; Müslim, Fezâil 13, 14, Müsâfirîn 311 Buhârî’deki bir başka rivayette bk. Meğâzî 31 Câbir radıyallahu anh şöyle demiştir Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte zâtü’r-rikâ’ denilen gazvede bulunuyorduk. Gölgeli bir ağaç bulduğumuzda onu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bırakmayı âdet edinmiştik. Bu defa da öyle yaptık. Ancak müşriklerden bir adam gelerek Resûlullah’ın ağaçta asılı olan kılıcını alıp çekmiş ve – Benden korkuyor musun? diye seslenmiş. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem – “Hayır” cevabını vermiş. Adam – Peki seni benim elimden kim kurtaracak? demiş. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de – “Allah” buyurmuştur. Ebû Bekir el-İsmâîlî’nin “Sahîh”inde yer alan bir rivâyette olayın bundan sonraki kısmı şöyle anlatılmaktadır Adam – Seni benim elimden kim kurtarır? dedi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem – “Allah” cevabını verdi. Bunun üzerine adamın elinden kılıç düştü. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kılıcı aldı ve – Peki şimdi seni benim elimden kim kurtaracak? buyurdu. Adam – İyi bir cezalandırıcı ol! dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem – “Allah’tan başka ilâh olmadığını ve benim Allah’ın elçisi olduğu-mu kabul ve itiraf eder misin?” dedi. Adam – Hayır, kabul etmem. Ancak seninle çarpışmamaya, seninle savaşacak herhangi bir topluluk içinde bulunmamaya söz veririm, dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adamı serbest bıraktı. O da arkadaşlarının yanına döndü ve onlara – En hayırlı kişinin yanından geliyorum, dedi. 80. Ömer İbnü’l-Hattâb radıyalluha anh’den rivayet edildiğine göre “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim” demiştir “Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenseydiniz, Allah, kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursaklarla dönerler. ” Tirmizî Zühd 33. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 14 81. Ebû Ümâre Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu – “Ey falân! Yatağına yattığında şöyle dua et Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim. Rızânı isteyerek, azâbından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım. Eğer bu duayı yapıp yattığın gece ölürsen, iman üzere ölürsün, ölmez de sabaha çıkarsan hayra kavuşursun. ” Buhârî, Vudû 75, Daavât 6; Müslim, Zikr 56-58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 98. Buhârî ve Müslim’in Sahîh’lerinde gösterilen yerlerde yine Berâ İbni Âzib’den rivayet edildiğine göre Berâ, “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu” demiştir – “Yatağına yatacağın zaman, namaz kılmak için abdest alıyor gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat ve -yukarıdaki duayı aynen zikrederek- böyle dua et!” Sonra da şunu ilâve etti – “En son sözün bu dua olsun!” 82. Ebû Bekir es-Sıddîk, Abdullah İbni Osman İbni Âmir İbni Ömer İbni Kâ’b İbni Sa’d İbni Teym İbni Mürre İbni Kâ’b İbni Lüey İbni Galib el-Kureşî et-Teymî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre -ki Allah kendilerinden razı olsun, kendisi, babası ve annesi sahâbîdir- o şöyle demiştir Hicret yolculuğunda biz Resûlullah ile mağaradayken, tepemizde dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını gördüm ve – Ey Allah’ın elçisi! Eğer şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olsa mutlaka bizi görür, dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu – “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyor ve haklarında neler düşünüyorsun, Ebû Bekr?” Buhârî, Tefsîru sûre 9, 9; Fezâilü’l-ashâb 2; Müslim, Fezâilüs-sahâbe 1 83. Asıl adı Hind Binti Ebû Ümeyye Huzeyfe el-Mahzûmiyye olan Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem evinden çıkacağı zaman şöyle dua ederdi “Allah’ın adıyla çıkıyorum, Allah’a güveniyorum. Allah’ım sapmaktan, saptırılmaktan, kaymaktan kaydırılmaktan, haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan, câhilce davranmaktan ve câhillerin davranışlarına muhatap olmaktan sana sığınırım. ” Ebû Dâvûd, Edeb 103; Tirmizî, Daavât 34; İbni Mâce, Duâ 18 84. Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Kim, evinden çıkarken “Allah’ın adıyla çıkıyor, Allah’a güveniyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır” derse kendisine “Doğruya iletildin, ihtiyaçların karşılandı, düşmanlarından korundun, diye cevap verilir. Şeytan da kendisinden uzaklaşır. ” Ebû Dâvûd’un rivayetinde şu ilâve vardır Şeytan, diğer şeytana Hidâyet edilmiş, ihtiyaçları karşılanmış ve korunmuş kişiye sen ne yapabilirsin ki? der. Ebû Dâvûd, Edeb 103; Tirmizî, Daavât 34 85. Enes radıyallahu anh şöyle dedi “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri ilim öğrenmek için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelir, diğeri de geçimlerini temin için çalışırdı. Bir gün çalışan kardeş, ötekini Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyet etti. Peygamber aleyhisselâm da – “Belki de sen, onun yüzünden iş buluyor, rızıklandırılıyorsun” buyurdu. Tirmizî, Zühd 33 iÇiNDEKiLER Konu Basliklarina Tiklayarak ilgili Bölüme Gidebilirsiniz Giris Arastirmanin Amaci Ve Sinirlari Bölüm I Tevekkülün Tanimi Konumuzla ilgisi Bakimindan Allah`in isimlerinden EL-VEKÎL ism-i Serîfinin Mânâsi Konumuzla ilgisi Bulunan Diger ism-i Seriflerin Mânâlari Bölüm II Tevekkül ihtiyaci Tevekkül Nasil Olmalidir ? Tevekkül Konusunda Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar BÖLÜM III Tevekkülle ilgili Bazi Âyetler BÖLÜM IV Tevekkülle ilgili Bazi Hadisler BÖLÜM V Tevekkül Hakkinda Söylenmis Bazi Sözler Mehmet Âkif Ersoy`un Tevekkülle ilgili Bazi Misrâlari BÖLÜM VI Sonuç Dipnotlar Bibliyografya GiRiS Arastirmanin Amaci ve Sinirlari içindekiler`e dönüs. Allah Teâlâ Yüce Kitabimiz Kur`ân-i Kerîm`de söyle buyurmaktadir "Ben cinleri ve insanlari, ancak bana kulluk etsinler diye yarattim."1 Dünyaya gönderilis sebepleri âyet-i kerîmede bu sekilde belirtilen insanlardan bazilari bu görevlerinin bilincinde olarak Müslüman olmus; bazilari da -bilerek veya bilmeyerek- baska yollara sapip degisik inanislar ve isimler altinda, âyette belirtilen kulluk görevlerini ihmal etmislerdir. Bu arastirmamizda, Rab olarak Allah Teâlâ`dan, Peygamber olarak Hz. Muhammed Aleyhisselam`dan, din olarak da islâm`dan razi olmus insanlar olan Müslümanlar`in en büyük tesellî, güven, mutluluk ve basari kaynaklarindan birisi olan "Tevekkül" inanci incelenecek; konu ile ilgili bazi âyet, hadis ve âlimlerin sözleri ortaya konacak; bu konudaki yanlis anlayislara dikkat çekilip, bunlarin düzeltilmesine ve tam anlamiyla Tevekkül`ün nasil olmasi gerektiginin anlasilmasina çalisilacaktir. Gayret bizden, basari Allah`tandir... BÖLÜM I Tevekkülün Tanimi içindekiler`e dönüs. Arapça`dan dilimize geçmis olan tevekkül kelimesinin sözlük anlami "Vekil kilmak, baskasina havâle etmek."2 seklindedir. Tevekkül kelimesi ile ayni kökten gelen "vekîl" kelimesi; kisinin kendi isini gördürmek üzere yetki verdigi insan anlamina gelir. Avukat da bir vekildir. "Müvekkil" vekil edinen, "tevkîl" ise vekil kilma, vekil edinme demektir. Ayni kökten olan "ittikâl" biraz da tembellik içeren ve bosa gidebilecek bir güvenme ve dayanmayi anlatir. Tevekkülde, kelimenin Arap dilindeki kalibi geregi bir zorlama vardir. Bu da herhangi bir konuda aklî ve bedenî gücü, yani metod ve eylem fonksiyonunu kullanmayi, dayanilip îtimat edilecek yere bunun sonucunda dayanmayi ifade Tevekkülün istilâhî anlami ise "Kisinin, sartlarini yerine getirerek, islerini Allah-ü Teâlâ`ya birakmasi bir ise baslarken sebeplere yapistiktan sonra O`na güvenmesi; kalbin, her iste Allah`a îtimat etmesi, güvenmesidir."4 "Tevekkül, dine veya dünyaya ait herhangi bir hususta, insan olarak bizim alabilecegimiz bütün tedbirler alindiktan, konu ile ilgili tüm girisimler yapildiktan sonra, o isin neticesinin Allah`a birakilmasidir."5 "Tevekkül, insanin kendine yüklenen bütün görevleri yaptiktan sonra isin sonucunu Allah`a birakmasi, O`nun yaratacagi neticeyi güven ve rizâ ile karsilayip, insanlardan bir beklenti içerisinde olmamasi; kisaca Allah`a güvenip, âkibetinden endise etmemesidir."6 "Tevekkül, kalbin Allah`a tam îtimat ve güveni, hatta baska güç kaynaklari düsünmekten rahatsizlik duymasi mânâsina gelir. Bu ölçüde bir güven ve îtimat olmazsa, tevekkülden söz edilemez; kalp kapilari Allah`tan baskasina açik kaldigi sürece de hakîkî tevekküle ulasilmaz."7 Konumuzla ilgisi Bakimindan Allah`in isimlerinden EL-VEKÎL ism-i Serîfinin Mânâsi içindekiler`e dönüs. Kur`an-i Kerîm ve hadislerden ögrendigimiz Allah Teâlâ`nin mübârek isimleri Esmâ'ul Hüsnâ bizim O`nu daha iyi tanimamiza yardimci olurlar. Bu sebeple burada, konumuzla alâkali buldugum bazi ism-i seriflerin mânâlarini vermeyi uygun buldum. Aslinda çogu ismi serîf hakkinda biraz düsündügümüzde tevekkül kavramiyla alâkasini kurabiliriz ama, ben dikkatleri biraz bu tarafa yöneltebilmek için en açik sekilde ilgili görebildiklerimi buraya aldim. El-Vekîl ism-i serîfi, Arapçadaki kelime yapisi bakimindan tevekkül kelimesi ile ayni kökten gelmektedir. Kur`ân`da ondan fazla yerde geçmekte olup 8 mânâsi "islerini gerektigi sekilde kendisine birakanlarin isini düzeltip, onlarin yapabileceginden daha iyisini temîn eden."9 seklindedir. Âyette su sekilde geçmektedir "...Allah`a tevekkül et; vekîl olarak Allah yeter." Nisâ 4/81, Ahzâb 33/3 Kendisine is ismarlanan kisiye vekil denir. Bilindigi gibi vekil yapilacak kisinin, vekil olacagi is hakkinda yeterli derecede bilgi sahibi olmasi, o isi yapmaya gücü yetmesi, kendisini vekil edenin her bakimdan güvenine layik olmasi gerekir. Su halde tevekkül, emin ve kuvvetli bir vekile güvenerek, islerini ona birakmaktir. Allah Teâlâ, kendisine yoluyla tevekkül edenlerin islerini en iyi bir neticeye ulastirir. Gerçi O`na hiçbir sey vâcip degildir, hiçbir seyi yapmaya veya yapmamaya mecbur degildir, irâdesi çerçevelenemez, isterse yapar; istemezse O`na bir isi zorla yaptiracak yoktur. Fakat O`nun râzi olacagi sekilde isler kendisine birakilirsa, hayirli ve kârli olani yapar; âdeti ve hikmeti budur. Gerçek vekil ancak Allah Teâlâ`dir. Çünkü her isi bütün sirlariyla bilen ve her zorlugu açan yalniz O` Konumuzla ilgisi Bulunan Diger ism-i Seriflerin Mânâlari içindekiler`e dönüs. El-Veliyy iyi kullarinin, inananlarin dost ve yardimcisi anlamindadir. Kur`an`da bu anlamda, veliyy ve mevlâ seklinde Bir âyette söyle buyurulmaktadir "...Namazi kilin, zekâti verin ve Allah`a simsiki sarilin. O, sizin mevlânizdir. Ne güzel mevlâdir ne güzel yardimcidir." Hac 22/78 El-Hasîb Bu isim iki mânâya gelmektedir 1- Kullarina yeten; 2- Kullarini hesaba çeken. Konumuzla ilgili olan ilk mânâdir. Bu ismi su âyette görebiliriz12 "Bir kisim insanlar mü`minlere ``Düsmanlariniz olan insanlar, size karsi asker topladilar; aman sakinin onlardan!'' dediklerinde bu, onlarin imanlarini bir kat daha arttirdi ve ``Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!'' dediler." Âl-i imrân 3/173- Allah`in doksan dokuz ismi disindaki isimlerinden13 konumuzla âlâkali olanlarin anlamlari El-Kâfî Allah kendisine inanan, kendisine baglanan ve kendisine güvenip dayananlara kâfî gelir, onlara yeter. Usûl ve kâidelerine uyularak kendisine birakilan isleri, hayirli ve kul için en güzel ve faydali sonuca ulastirir. insan için Allah`tan daha güzel ve saglam bir dayanak ve vekil Bir âyette su sekilde geçmektedir "Allah kuluna kâfî degil mi?..." Zümer 39/36 El-Vâfî Kâfî, yeten, sözünün eri; va`dini mutlak yerine getiren anlamina gelir. En-Nasîr Yardim eden, teyid ve takviye eden anlamindadir. Bir âyette su sekilde geçer "...Bilin ki Allah sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardimcidir." Enfâl 8/40 Hayru`n Nâsirîn Yardim edenlerin en hayirlisi anlamina gelmektedir. Âyette söyle geçmektedir "...Sizin yardimciniz Allah`tir ve O yardim edenlerin en hayirlisidir." Al-i imran 3/150 El-Müste`ân Yardim kendisinden istenen anlamindadir. Âyette "...Bizim Rabbimiz Rahmân`dir. Sizin anlattiklariniza karsi yardimi umulandir." seklinde geçer. Enbiyâ 21/112 BÖLÜM II Tevekkül ihtiyaci içindekiler`e dönüs. Bir insanin gerek sahsiyla ilgili konularda, gerek aile islerini idârede; çocuklarin terbiyesinde, saglik konularinda; bir tüccarsa ticârî iliskilerinde veya bir memursa resmî isleri etrafinda, kisacasi hangi meslektense ona göre is ve gücünün hergün çesitlenen pürüzleri karsisinda, kâr-zarar düsünülerek, isler ne kadar hesapli tutulursa tutulsun, yine de insanin karsisina hiç hesapta olmayan seylerin çiktigi görülür. Alinan tedbirler, yapilan istisâreler hatir ve hâyâle gelmedik nice sebepler yüzünden hükümsüz kalabilir. Yerden, gökten beklenmedik nice âfetler; insan gücünün, fen kudretinin önleyemeyecegi nice engeller belirir veya insanlarla olan iliskilerimizde bizim düsündügümüzün disinda, umulmadik gelismeler meydana gelir ve böylece bütün hesaplar alt üst olabilir, bütün hayaller suya düsebilir. iste bu sebeplerden dolayi, isteklerimize ulasmak için elimizden gelen bütün gayreti sarfederek çalisip çabaladiktan sonra, ilerisi için telas ve heyecana kapilmayarak, bütün sebepleri emir ve fermâni altinda tutan Allah Teâlâ`ya tevekkül etmek gerekir. Burada tevekkülün mânâsi, sarf ettigimiz bu gayretlerin mahsûl vermesi, bosa gitmemesi için Allah`tan basari ve yardim dilemek ve ancak O`na güvenmektir. Bu ise maddî kuvvetten sonra manevî kuvveti de kazanmayi istemektir. Su halde tevekkül, mânevî bir yardim isteme anlamina gelir ki, her iste her Müslümanin buna ihtiyâci vardir. Tevekkül, görevlerini yerine getirdikten sonra duyulan bir iç huzur, itmi`nân, ve güven olayidir. Tamamen materyalist ve pozitivist bir bakisla dahî tevekkülün bulunmasi birsey kaybettirmeyecegi gibi; bulunmamasi durumunda moral ve psikolojik açidan bir kayip söz konusudur. Tevekkül eden kisi "insan için ancak çalistiginin karsiligi vardir."15 kurali karsisinda aklî ve bedenî görevini yapacak, bundan öte Allah vekîlimdir deyip isini O`na havâle ederek, sonuç ne olursa olsun ona rizâ duygusuyla, bir de iç yorgunluk yasamayacaktir. Tevekkül etmeyenin de maddî olarak fazladan yapacagi birsey yoktur. Hatta maddî vesîleleri bir emir telakkî etmediginden, belki de sebeplere daha az sarilacaktir. Sonra da telasli, sikintili bir bekleyise girecek ve umdugu sonucu alamayinca da dövünecek, üzülecek, dayanacak bir teselli kaynagi bulamayacak, sinirleri gerginlesecek; sonuçta bunalima Tevekkül denilen mânânin bir gönülde yer tutmasi, sahibi için dünyanin en zengin hazinelerine sahip olmaktan daha kiymetlidir. Çünkü bir insan için gönlünün rahatligi ve huzuru en büyük nimetlerdendir. Maddî, mânevî kazançlar, âfiyet ve huzur içinde gönül rahatligina baglidir. Fikir selâmetini, gönül huzurunu öldüren baslica sebepler sunlardir Gereginden fazla hirs, istek, rekâbet gibi insana huzur ve rahat nedir bildirmeyen haller; iflâs edersem, vereme yakalanirsam, isimden atilirsam gibi kendi kendine zihinde kurulan mânâsiz korku ve endiseler; basa gelen felâket ve musîbetlerin giderilemeyen Kendisinde bu haller bulunan insanlar, hayatlarinda dünyalarina ve âhiretlerine yarar bir seye sahip olamazlar, vesveselidirler, hiçbir is beceremezler; ürkektirler, hiçbir ise girisemezler. Bunlarin günleri ah, vah ile; vesvese ve evhamla geçer gider. Bu hallerini bir takim maddî imkânlarla da gidermek mümkün olmaz. Ancak gönlüne, Allah`a tevekkülü hakkiyla yerlestirebilmis bir Müslüman asla böyle degildir; o, her zaman mutlu ve çok rahattir. Çünkü o, kendine düseni yaptiktan sonra bilir ki sonsuz rahmet sahibi Allah Teâlâ sevdigi kulunu, kulun kendisini düsündügünden daha fazla düsünür ve korur. Demek ki gönüllerde kuvvetli bir tevekkülün, hem de gerçek mânâsiyla bir tevekkülün yer tutmus olmasi lazimdir. Bir Müslümanin isini yoluna koyduktan sonra ötesini Allah`a havâle edip de O`na güvenmesi ve O`nun en iyisini, en güzelini, en dogrusunu, en hayirlisini nasîb edecegine inanmasi, kalp için çok büyük bir kuvvettir. Günümüz insaninin ve özellikle de günümüz Müslümaninin bu inanca ve bu kuvvete çok fazla ihtiyaci vardir. Tevekkül Nasil Olmalidir? içindekiler`e dönüs. Çalismanin ve sebeplere yapismanin ihmâli tembellik demek olduguna göre, tevekkül ile tembellik arasinda bir zitlik vardir. islâm dînînde tevekkül vâcib, tembellik haramdir. "Tevekkül demek, görevin îfâsini Allah`a havâle etmek degildir; emri ve karari Allah`a birakmaktir. Allah`in emrini canla basla yerine getirmeye çalismaktir. Kisacasi tevekkül, "tefvîz-i vazife" görevi havâle degil; "tefvîz-i emr" karari havâledir. Birçoklari bu konuda gaflete düserek tevekkülü, vazifeyi terk etmek sanirlar. Yani kulluk görevlerinin yerine getirilmesini Allah`a havâle edip, emir ve komuta mercii olarak kendilerini görmek isterler. Sanki kul vazifesiz oturacakmis, namaz, oruç, zekat, cihad vs. gibi görevleri Allah-ü Teâla ona emredip yaptirmayacakmis da hâsâ onun yerine Allah yapacakmis gibi bâtil bir zihniyet tasirlar. isrâilogullarinin vaktiyle Hz. Musa`ya "Git, sen ve Rabbin ikiniz savasiniz, iste biz burada oturup duracagiz." Maide 5/24 dedikleri gibi demek isterler. Bu ise Allah`a tevekkül ve îtimat degil; O`nun emrine güvensizliktir, tevekkülsüzlüktür ve Allah korusun küfürdür. "Allah hakkinda o çok yaniltici seytan sizi yanilgiya düsürmesin." Lokman 31/33 âyetinde de uyarildigi gibi, bu olsa olsa seytan yaniltmasidir. iyi bilinmelidir ki, tevekkülün belirtisi emre gönül vermek ile vazife sevgisidir."18 Basta da belirttigimiz gibi tevekkül kelimesinin anlaminda Arap dilindeki kalibi geregi bir zorlama vardir. Bu da herhangi bir konuda aklî ve bedenî gücü, yani metod ve eylem fonksiyonunu kullanmayi, dayanilip îtimat edilecek yere bunun sonucunda dayanmayi ifade eder. "...Bir kere azmettin mi artik Allah`a tevekkül et."19 âyeti buna açikca isaret eder. Allah`in sözleri arasinda çeliski olmayacagina göre tevekkülün, hiçbir is yapmadan Allah`tan birsey beklemekle iliskisi olamaz. Allah kuluna çesitli ibâdetler yüklemis, çalismasini, ilim ögrenmesini, rizkini aramasin, düsmanlarina karsi güç hazirlamasini, bilmedigini bilene sormasini, islerinde istisâre etmesini, kendisine yakarmasini, duâ etmesini, âdil olmasini, yani herseyi en uygun yerine koymasini, bunun için metot ve yöntem bilmesini emretmektedir. Diger yönden kendisine tevekkül etmesini istemekte ve tevekkül edenleri sevdigini söylemektedir. Demek ki tevekkül, bütün bu emirleri yerine getirdikten sonra duyulan huzur ve Tevekkül Konusunda Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar içindekiler`e dönüs. 1- Tembellik etmemek Bir maksadin ele geçmesi için, insanlarca ötedenberi bilinen ve basvurulan sebepler, tedbirler ve çareler ne ise, onlari tatbik etmek vâciptir. Çünkü Allah Teâlâ bu âlemde herseyin, her hâdisenin meydana gelmesini birtakim sebeplerin ve çârelerin uygulanmasina baglamistir. Buna "tesbîb hikmeti" denir. Yâni birseyin yaratilmasi, bir istegin verilmesi, onunla ilgili sebeplerin meydana gelisinden sonra gerçeklesir diye Allah, bir düzen koymustur. O`nun âdeti hep bu sekilde devam etmektedir. Allah`in âdetinde de degisiklik olmayacagindan; olumlu veya olumsuz, istedigini bulmak için, insanin sebeplere dikkat etmesi, kendine düseni yerine getirmesi gerekmektedir. Sebeplere sarilmadan Allah`a güvenmeye tevekkül degil, "ittikâl" denebilir. Kelime, Arapçadaki mânâsi itibariyle pasifligi anlatir ve bu, yerilen bir durumdur. Onun için Resûlullah "Lâilâhe illallâh diyen herkes Cennet`e girecektir." deyince Hz. Ömer "Ey Allah`in Resûlu, bunu halka söylemeyelim; ittikâl ederler." demisti ki; sebeplere sarilmadan ve Allah`in diger emirlerini yerine getirmeden Cennet`e girmeyi ümit ederler demektir. Bu konuyu belki de en güzel açiklayan Resûlullah Efendimizdir. "Devemi birakip tevekkül edeyim." diyene "Bagla da öyle tevekkül et." Elmalili M. Hamdi Yazir, Bakara Suresi 60. ayetin tefsirinde sebeplerin önemi hakkinda sahsen benim çok anlamli buldugum bir tesbit yapmaktadir. Ayet-i Kerîme söyledir "Hani bir zamanlar Musa kavmi için su istemisti, biz de "Asânla tasa vur!" demistik, bunun üzerine o tastan on iki pinar fiskirmisti..." Elmalili Merhum burada sunlari söylüyor "Hz. Musa, susuzluktan ve kurakliktan yanip kavrulan kavmi için Cenab-i Hak`tan su diliyor, yagmur duasina çikiyor. Cenab-i Allah da bu duayi kabul ile istenilenden daha büyük harikulade bir nimet ihsan ediyor. Gelip geçici bir yagmur yerine, israilogullari`nin on iki boyundan her birine mahsus ayri ayri on iki pinar fiskirtiyor ve bununla yüce varligina ve ilâhî inâyetine açik bir belge bahsediyor. Öylesine bahsediyor ki, duanin arkasindan fiilî bir tesebbüsün lüzumunu emrediyor, "asân ile tasa vur!" diyor. Demek ki, o sirada Hz Musa, farzedelim bu ilahi emre derhal uymayip da "asâyi tasa vurmanin suyla ne ilgisi var?" gibi aklî ve indî bir kiyas yapmaya ve kendi kendine fikir yürütmeye kalkissaydi, bu nimet teclli etmeyecekti, dualar ve yapilan arastirmalar belki de bosa çikacakti. O halde harikanin en büyük sirri, bu sebebin ilhaminda ve bu büyük nimetin o sebebe baglanmis olmasindadir Kuru taslari yarip pinarlar fiskirtmaya kâdir olan Allah Teâlâ, istenen sulari dogrudan dogruya ihsan etmiyor da bir manevî sebeple bir maddî sebebe tesebbüs üzerine ihsan ediyor. Esasen manevi sebep olan dua, maddî sebebin ilhamina da vesile oluyor. ilham olunan maddi sebebin tesebbüse dönüsmesi, yani asânin tasa vurulmasi ile de sular fiskiriyor. Böylece hidayet bürhani tamamiyla tecellî ediyor... Hakikaten Allah, bir seyi murad edince sebeplerini kolaylastirir ve sebepler o kadar çesitli ve sonsuz boyuttadir ki, beser akli ne kadar yükselse bunlari ayrintilariyla kavrayamaz... Hak Teâlâ`nin nimetlerinin tecellisi her zaman böyle manevi sebeplerle maddî sebeplerin birlesmesinde gizlidir. Ne kaçan firsatlar karsisinda ümitsizlige düsmeli, ne de firsatlari ve sebepleri ihmal etmelidir. Allah Teâlâ`ya yürekten ve ihlas ile dua etmeyi hiçbir zaman elden birakmamali, ayni zamanda duanin en büyük semeresinin ruhî inkisaflar oldugunu bilmeli ve Rahmânî ilhamlardan istifade ederek, en umulmaz sebeplere dahi basvurup, onu Sebeplere sarilmakla ilgili olarak imam Gazâlî de söyle demistir "insani zarardan koruyan sebepler arasinda tesiri kesin olan veya tesir ihtimâli yüksek olan sebepleri birakmak tevekkülün sarti degildir. Hirsiz girmesin diye evin kapisini kilitlemek, tehlikeli yerde silah tasimak, düsmandan sakinmak tevekküle mani degildir."23 Sebepleri ihmâl etmek, üzerine düsen görevi yapmamak kisacasi tembellik etmek, bir bakima Allah`in koydugu tesbîb hikmetini görmemezlikten gelmekle beraber, göz göre göre kendisini câhilligin, hastaligin, fakirligin disleri arasina atmak demektir ki, bunlarin hepsi de dînen haramdir. Eger kisi, bu bahsettigimiz sekilde sebeplere önem verir, üzerine düseni yaparsa; bir isteginin gerçeklesebilmesi için elinde mevcut bütün kuvvet ve araçlar ile Allah`a yönelmis olur ki, bu durum elbette daha ciddî, daha samîmî ve daha kiymetlidir. 2- Sebeplerin gerçek kiymetini bilmek Bunlarin kiymeti, Allah`a karsi birer dilek vâsitasi olmaktan ibârettir. Aslen tesir Allah`tandir. Yâni sebepler, ilâhî tesirin meydana gelmesi için, birer yol olmak üzere yine Allah tarafindan bize ögretilmis, düzenlenmistir. Kendisinden ancak o yollarla yardim istemek gerekir. Fakat maksadin meydan gelmesini, -bir Müslüman olarak- sebeplerden degil, onlari yaratip bize bildiren Allah Teâlâ`dan beklemek gerekir. Çünkü herseyin yaraticisi ve yönlendireni O`dur. Bu durumla ilgili olarak bazi âlimler derler ki "Bir is için çalistik, çabaladik; artik o ister istemez olacak demeyin. Tesiri Allah`tan bekleyin; biz istedik, Allah da müsade ederse olur deyin."24 Elmalili M. Hamdi Yazir da sebeplerin kiymeti hakkinda söyle demektedir "...Her durumda Allah emrini yerine getirir. Murâdini muhakkak yapar, hiçbir isinden geri kalmaz, hepsinin hakkindan gelir. Hükmünü istedigi gibi yürütür. Kendisine tevekkül edilse de edilmese de yürütür. Nihâyet herseyin sonu gelir. Dünyada aci da geçer tatli da geçer; sikinti da geçer, refah da geçer. Ecel gelince, takdir edilen ölüm, dakika geçirmeksizin pençesini takar, âkibet gelir çatar. iyiler iyiligi ile, kötüler kötülügü ile kalir. Herkes ameliyle toplanir. Ancak, Allah`a tevekkül de, O`nun emridir. Tevekkül edenin murâdi da, Allah`in irâde ve rizasina teslim olmaktan ibâret olursa, Allah da onun mükâfâtini büyütür. Hakîkat sudur ki; Allah hersey için bir ölçü takdir etmistir, bir sinir ve miktar tahsis etmistir ki, o seyi ona göre yürütür. O sinir ve miktardan ileri geçirmez. Bu hüküm öyle bir kanundur ki hersey hakkinda geçerlidir. Ve herseyin hükmü, kiymeti Allah`in ona tahsis ettigi ölçü ile uygunluk arzetmektedir. Gerçekte birseyi bilmek de onu, o ölçü ve siniriyla seçmek demektir. Bu cihetle sebeplerin bir dereceye kadar kiymet ve îtibari yok degilse de, bunlar, zatî aslî degil, degisken ve sinirlidir. Tesir ve hüküm sebebin degil, Allah`indir. Asil ilim ve kudretine itibâr edilecek; isler, hüküm ve irâdesine havâle edilecek hâkim, sebepler degil, sebepleri yaratan Allah`tir. Hersey geçer, leh ve aleyhte olan her sebep tükenir, takdir edilen kaderi biter, basinda ve sonunda bütün kudretiyle Allah kalir. Hem Allah takdir buyurmamissa hiçbir sey digerine tesirini gösteremez. Takdir buyurmus ise, Allah`tan baska hiçbir sey de onun önüne geçemez. Ates, Allah`in yak dedigini kendi miktarinca dedigi kadar yakabilir. Rizik da Allah`in doyur dedigini kendi miktarinca dedigi kadar doyurabilir. Demek ki sebeplere îtimat sonlu, Allah`a îtimat sonsuzdur. O halde kuvvet ve kesin bilgi, sebeplere güvenmekte degil, Allah`a dayanmaktadir. Tevekkül de, gururla kendini sayip koyuvermek degil, Allah`in gösterdigi yolda gücü yettigi kadar vazîfesine önem vermek, takvâ sahibi olmak, kusurunu îtirâf ile berâber, Allah`in kudretine îtimat edip netice hakkinda telasa düsmeksizin, O`nun irâdesine teslim olmaktir."25 Seyyid Kutub da sebepler konusunda söyle demektedir "...Allah`in degismez kâinat kanunu sebep ve netice düzeniyle yürüyor. Ancak neticeyi meydana getiren yalniz sebepler degildir. Asil etki eden, fâil-i mutlak olan Allah-ü Zülcelâl`dir. Allah, kendi takdiri ve istemesi ile sebep ve netîce düzenini sagliyor. O yüzden Allah, insandan çalisip çabalamasini, üzerine düsen vazifeleri îfâ etmesini istiyor. insan bu vazifeleri îfâ ettigi kadar, Allah netîceleri düzenleyip tahakkuk ettiriyor. Böylece sebep ve netice Allah`in istegi ve takdirâti ile ilgili olarak uzuyor. Yalniz O`dur ki, istedigi zaman, istedigi sekilde neticelerin meydana gelmesine izin verir. iste bu sekilde Müslüman`in düsüncesiyle çalismasi arasindaki birlik saglaniyor. Müslüman gücünün yettigi kadar çalisip çabalar. Fakat bu çalismanin sonucunu Allah`in takdirine ve istegine birakir. Ona göre sebep ve netice arasinda mutlak kat`iyyet yoktur. O, hiçbir seyde Allah`a kat`iyyet yüklemez."26 3- Her hususta Allah`tan baska hiçbir seye güvenmemek Nice insanlar vardir ki, ellerindeki servete, sahip olduklari mevkîye, büyük insanlarla olan yakinliklarina veya yüksek tahsil görmüs ogluna veya kizina güvenmektedir. Onlarin varligi gönlünü doldurmus, yarina emniyetle bakiyor, Allah Teâlâ`dan gaflet halindedir. Her tesebbüsünü bu kuvvetlerle basaracagina inanmistir. Halbuki bütün bunlar ve sahip oldugu hersey, bir anda yok olabilir. O zaman yalniz bunlara dayanan insanin hâli ne olur...27 Müslüman ise böyle degildir; o, nelere sahip oldugunun farkinda olup, sükrünü îfâ edecek, bunlari akillica kullanacak; fakat her zaman yalniz Allah`a güvenecektir. BÖLÜM III Bu bölümde, yaptigim arastirma sonucu tevekkül ile ilgili olarak Kur`ân-i Kerîm`de tesbit edebildigim âyetler, tevekkül ile ilgili kisimlarina dikkat çekilerek verilecektir. Ayrica âyetler, içerisinde geçen tevekkül ile ilgili kelimeye göre tasnif edilecektir. Tevekkülle ilgili Âyetler içindekiler`e dönüs. - ilgili kelimenin, Arapçasi "tevekkel"; Türkçe anlami "tevekkül et, güven, dayan" seklinde olmak üzere emir fiil durumunda geldigi âyetler "O vakit Allah`tan bir rahmet ile onlara mü`minlere yumusak davrandin. Sâyet sen kaba, kati yürekli olsaydin, hiç süphesiz, etrafindan dagilip giderlerdi. Su halde onlari affet; bagislanmalari için duâ et; is hakkinda onlara danis. Kararini verdigin zaman da artik Allah`a dayanip güven. Çünkü Allah kendisine dayanip güvenenleri sever. Âl-i imrân 3/159 "Münâfiklar "Basüstüne" derler, ama yanindan ayrilinca onlardan bir kismi, senin dediginden baskasini gizlice kurar. Allah da onlarin gizlice kurduklarini yazar. Sen onlara aldirma ve Allah`a dayan; sana vekil olarak Allah yeter." Nisâ 4/81 "Eger onlar düsmanlar barisa yanasirlarsa sen de ona yanas ve Allah`a tevekkül et, çünkü O isitendir, bilendir." Enfâl 8/61 "Göklerin ve yerin gaybi sirri yalniz Allah`a aittir. Her is ona döndürülür. Öyle ise O`na kulluk et ve O`na dayan! Rabbin yaptiklarinizdan gâfil degildir." Hûd 11/123 "Ölümsüz ve daima diri Allah`a güvenip dayan. O`nu hamd ile tesbîh et. Kullarinin günahlarini onun bilmesi yeter." Furkân 25/58 "Sen, O mutlak gâlip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan." Suarâ 26/217 "Rabbin süphesiz, onlar inkârcilar arasinda hükmünü verecektir. O, mutlak gâliptir, herseyi bilendir. O halde sen Allah`a güvenip dayan. Çünkü sen apaçik hakîkat üzeresin." Neml 27/78,79 "Allah`a güven. Vekil olarak Allah yeter." Ahzâb 33/3 "Kâfirlere ve münâfiklara boyun eyme. Onlarin eziyetlerine aldirma. Allah`a güvenip dayan. Vekîl ve destek olarak Allah yeter." Ahzâb 33/48 - ilgili kelimenin, Arapçasi "tevekkelûv"; Türkçe anlami "tevekkül edin, güvenin, dayanin" seklinde olmak üzere emir fiil durumunda geldigi âyetler Musa Aleyhisselâm`in kavminde "Korkanlarin içinden Allah`in kendilerine lütufta bulundugu iki kisi söyle dedi Onlarin üzerine kapidan girin; oraya bir girdiniz mi artik siz zaferi kazanmissinizdir. Eger mü`minler iseniz ancak Allah`a güvenin." Mâide 5/23 "Musa da kavmine söyle dedi Ey kavmim! Siz gerçekten Allah`a iman ettinizse ve onun birligine ihlâs ile teslim olmus Müslimlerseniz, artik Allah`a tevekkül edin. Onlar da dediler ki Biz ancak Allah`a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizi, o zâlim kavmin fitnesine düsürme. Ve bizi, rahmetinle o kâfir kavimden kurtar." Yûnus 10/84, 85, 86 - ilgili kelimenin, Arapçasi "yetevekkel"; Türkçe anlami "1- tevekkül etsin, güvensin, dayansin; 2- tevekkül ederse, güvenirse, dayanirsa; 3- tevekkül eder, dayanir, güvenir" seklinde olmak üzere istek, sart veya genis zaman mânâsini ifade ederek geldigi âyetler "O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmustu. Halbuki Allah onlarin yardimcisi idi. Mü`minler, yalniz Allah`a dayanip güvensinler." Âl-i imrân 3/122 "Allah size yardim ederse, artik size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eger sizi birakiverirse, ondan sonra size kim yardim eder? Mü`minler ancak Allah`a güvenip dayansinlar." Âl-i imrân 3/160 "Ey iman edenler! Allah`in size olan nimetini unutmayin; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmisti de Allah, onlarin ellerini sizden çekmisti. Allah`tan korkun ve Mü`minler yalnizca Allah`a güvensinler." Mâide 5/11 "De ki Allah`in bizim için yazdigindan baskasi bize asla erismez. O bizim mevlâmizdir. Onun için mü`minler yalnizca Allah`a dayanip güvensinler." Tevbe 9/51 "Sonra Yakup Aleyhisselâm söyle dedi Ogullarim! Sehre hepiniz bir kapidan girmeyin, ayri ayri kapilardan girin. Ama Allah`tan gelecek hiçbir seyi sizden savamam. Hüküm Allah`tan baskasinin degildir. Onun için ben yalniz O`na dayandim. Tevekkül edenler yalniz O`na dayansinlar." Yûsuf 12/67 Nuh, Âd, Semûd ve onlardan sonraki kavimlerin "Peygamberleri onlara dediler ki Evet, biz sizin gibi bir insandan baskasi degiliz. Fakat Allah nîmetini kullarindan diledigine lütfeder. Allah`in izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Mü`minler ancak Allah`a dayansinlar. Hem bize yollarimizi göstermis oldugu halde ne diye biz, Allah`a dayanip güvenmeyelim? Sizin bize verdiginiz eziyete elbette katlanacagiz. Tevekkül edenler yalniz Allah`a tevekkülde sebât etsinler." ibrahim 14/11,12 "Ey iman edenler! Aranizda gizli konusacaginiz zaman günahi, düsmanligi ve Peygamber`e karsi gelmeyi fisildamayin. iyilik ve takvâyi konusun. Huzuruna toplanacaginiz Allah`tan korkun. Gizli konusmalar seytandandir. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa seytan, Allah`in izni olmadikça, mü`minlere hiçbir zarar veremez. Mü`minler Allah`a dayanip güvensinler." Mücâdele 58/9,10 "Allah; O`ndan baska hiçbir ilâh yoktur. Mü`minler yalniz Allah`a dayanip güvensinler." Tegâbün 64/13 "O zaman münâfiklarla kalplerinde hastalik bulunanlar, sizin için Bunlari dinleri aldatmis diyorlardi. Halbuki kim Allah`a dayanirsa, bilsin ki Allah mutlak gâliptir, hikmet sahibidir." Enfâl 8/49 "...Kim Allah`tan korkarsa, Allah ona darliktan genislige bir çikis yolu ihsan eder. Ve ona beklemedigi yerden rizik verir. Kim Allah`a güvenirse Allah, ona yeter. Süphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah hersey için bir ölçü koymustur." Talâk 65/ 2,3 "Andolsun ki onlara Gökleri ve yeri kim yaratti diye sorsan, elbette Allah`tir derler. De ki Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah`i birakip da taptiklariniz O`nun verdigi zarari giderebilir mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilerse, onlar O`nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki Bana Allah yeter. Tevekkül edenler ancak O`na güvenip dayanirlar." Zümer 39/38 - ilgili kelimenin, Arapçasi "tevekkeltu "; Türkçe anlami "tevekkül ettim, güvendim, dayandim" seklinde olmak üzere geçmis zaman durumunda geldigi âyetler "Ey Muhammed! Yüz çevirirlerse de ki Allah bana yeter. O`ndan baska ilah yoktur. Ben sadece O`na güvenip dayandim. O, yüce Ars`in sahibidir." Tevbe 9/129 "Onlara Nuh`un haberini oku. Hani o kavmine gelmisti ki Ey kavmim! Eger benim aranizda durmam ve Allah`in âyetlerini hatirlatmam size agir geldi ise, ben yalniz Allah`a dayanip güvendim. Siz de ortaklarinizla beraber toplanip yapacaginizi kararlastirin. Sonra isiniz basiniza dert olmasin. Bundan sonra vereceginiz hükmü, bana uygulayin ve bana mühlet de vermeyin." Yunus 10/71 Hûd Aleyhisselâm dedi ki "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah`a dayandim. Çünkü yürüyen hiçbir varlik yoktur ki, O, onun perçeminden tutmus olmasin. Süphesiz Rabbim dosdogru yoldadir." Hûd 11/56 Suayb Aleyhisselâm "Dedi ki Ey kavmim! Eger benim, Rabbim tarafindan verilmis apaçik bir delîlim varsa ve O bana tarafindan güzel bir rizik vermisse buna ne dersiniz? Size yasak ettigim seylerin aksini yaparak size aykiri davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettigi kadar islah etmek istiyorum. Fakat basarmam ancak Allah`in yardimi iledir. Yalniz O`na dayandim ve yalniz O`na dönecegim." Hûd 11/88 "Sonra Yakup Aleyhisselâm söyle dedi Ogullarim! Sehre hepiniz bir kapidan girmeyin, ayri ayri kapilardan girin. Ama Allah`tan gelecek hiçbir seyi sizden savamam. Hüküm Allah`tan baskasinin degildir. Onun için ben yalniz O`na dayandim. Tevekkül edenler yalniz O`na dayansinlar." Yûsuf 12/67 "Ey Muhammed! Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtigi bir ümmete gönderdik ki, sana vahyettigimizi onlara okuyasin. Onlar Rahmân`i inkâr ediyorlar. De ki O benim Rabbimdir. O`ndan baska ilah yoktur. Sadece O`na tevekkül ettim ve dönüs sadece O`nadir." Ra`d 13/30 "Ayriliga düstügünüz herhangi bir seyde hüküm vermek, Allah`a mahsustur. iste bu Allah, benim Rabbimdir. O`na dayandim ve O`na yönelirim." Sûrâ 42/10 - ilgili kelimenin, Arapçasi "tevekkelnâ "; Türkçe anlami "tevekkül ettik, güvendik, dayandik" seklinde olmak üzere geçmis zaman durumunda geldigi âyetler Suayb Aleyhisselâm dedi ki "Dogrusu Allah bizi ondan kurtardiktan sonra tekrar sizin dîninize dönersek Allah`a karsi yalan uydurmus oluruz. Rabbimiz Allah dilemis baska, yoksa o dîne dönmemiz bizim için olacak sey degildir. Rabbimizin ilmi herseyi kusatmistir. Biz sadece Allah`a dayaniriz. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasinda adâletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayirlisisin." A`raf 7/89 "Musa da kavmine söyle dedi Ey kavmim! Siz gerçekten Allah`a iman ettinizse ve onun birligine ihlâs ile teslim olmus Müslimlerseniz, artik Allah`a tevekkül edin. Onlar da dediler ki Biz ancak Allah`a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizi, o zâlim kavmin fitnesine düsürme. Ve bizi, rahmetinle o kâfir kavimden kurtar." Yûnus 10/84, 85, 86 "ibrahim`de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardir. Onlar kavimlerine demislerdi ki Biz sizden ve Allah`i birakip taptiklarinizdan uzagiz. Sizi tanimiyoruz. Siz bir tek Allah`a inanincaya kadar, sizinle bizim aramizda sürekli bir düsmanlik ve öfke belirmistir. Su kadar var ki ibrahim babasina Andolsun senin için magfiret dileyecegim. Fakat Allah`tan sana gelecek herhangi birseyi önlemeye gücüm yetmez demisti. O mü`minler söyle dediler Rabbimiz! Ancak sana dayandik, sana yöneldik. Dönüs de ancak sanadir." Mümtehine 60/4 "De ki sizi imana davet ettigimiz O Allah çok esirgeyicidir; biz O`na iman etmis ve sirf O`na güvenip dayanmisizdir. Siz kimin apaçik bir sapiklik içinde oldugunu yakinda ögreneceksiniz!" Mülk 67/29 - ilgili kelimenin, Arapçasi "netevekkelu "; Türkçe anlami "tevekkül ederiz, güveniriz, dayaniriz" seklinde olmak üzere simdiki ve genis zaman durumunda geldigi âyet Nuh, Âd, Semûd ve onlardan sonraki kavimlerin "Peygamberleri onlara dediler ki Evet, biz sizin gibi bir insandan baskasi degiliz. Fakat Allah nîmetini kullarindan diledigine lütfeder. Allah`in izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Mü`minler ancak Allah`a dayansinlar. Hem, bize yollarimizi göstermis oldugu halde ne diye biz, Allah`a dayanip güvenmeyelim? Sizin bize verdiginiz eziyete elbette katlanacagiz. Tevekkül edenler yalniz Allah`a tevekkülde sebât etsinler." ibrahim 14/11,12 - ilgili kelimenin, Arapçasi "yetevekkelûvn "; Türkçe anlami "tevekkül ederler, güvenirler, dayanirlar" seklinde genis zaman durumuna geldigi âyetler "Mü`minler ancak, Allah anildigi zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah`in âyetleri okundugunda imanlarini artiran ve yalnizca Rablerine dayanip güvenen kimselerdir." Enfâl 8/2 "O muhacirler, müsriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." Nahl 16/42 "Gerçek su ki iman edip de yalniz Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun seytanin bir hakimiyeti yoktur." Nahl 16/99 "Onlar, müsriklerin eziyetlerine sabreden kimselerdir ve yalnizca Rablerine tevekkül ederler." Ankebût 29/59 "Size verilen sey, yalnizca dünya hayatinin geçimligidir. Allah`in yaninda bulunanlar ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine dayanip güvenenler içindir." Sûrâ 42/36 BÖLÜM IV Tevekkülle ilgili Bazi Hadisler içindekiler`e dönüs. Ebû Hureyre Resûlullah`in söyle buyurdugunu haber vermistir "Kuvvetli mü`min, Allah katinda zayif mü`minden daha hayirli, daha üstün ve daha sevimlidir. Bununla beraber her ikisinde de hayir vardir. Sana yararli olan seyi elde etmeye çalis. Allah`dan yardim dile ve asla acz gösterme. Basina birsey gelirse, ``Eger keske söyle yapsaydim, söyle olurdu!'' diye hayiflanip durma. ``Allah`in takdiri bu. O, ne dilerse yapar.'' de. Çünkü "eger keske" kelimesi, seytani memnun edecek islerin kapisini açar."28 ibni Abbas Resûlullah`in söyle buyurdugunu rivâyet etmistir "Bana geçmis bütün ümmetler arzolunup gösterildi. Bir peygamber gördüm ki yaninda kendisine iman etmis ancak yedi sekiz kisi vardi. Bir baska peygamber gördüm onun da yaninda bir iki adam vardi. Öyle bir peygamber de gördüm ki beraberinde tek bir kisi dahi yoktu. Derken uzaktan bana büyük bir karalti gösterildi. Onlari benim ümmetim sandim. Bana "Bu, Musa Peygamber ile kavmidir. Sen ufka bak." denildi. Ufka bakinca büyük bir kalabalik gördüm. Bana "Simdi de öteki ufka bak." denildi. Orada da müthis bir kalabalik vardi. "Bu senin ümmetindir. Onlarin arasinda yetmis bin kisi var ki hesapsiz, azapsiz Cennet`e gireceklerdir." denildi. Râvî der ki Resûl-ü Ekrem bu hitâbesinden sonra kalkti evine girdi. Bunun üzerine orada bulunan cemaat, hesapsiz ve azapsiz Cennet`e girecek olan bu kisilerin vasiflari hakkinda konusmaya basladilar. Bazilari "Onlar Resûlullah`in ashâbi olsa gerek." dediler. Kimileri de "Herhalde onlar islâm devrinde dogmus, Allah`a sirk kosmamis olanlardir." dediler ve daha pekçok ihtimaller ileri sürdüler. Bu münâzarayi duyan Resûlullah hemen onlarin yanina çikti ve "Ne hakkinda dalmis konusuyorsunuz?" diye sordu. Onlar da münâzara mevzusunu söylediler. Bunun üzerine Resûlullah "Onlar büyü yapmayanlar, yaptirmayanlar; birseyi ugursuz sayma fiilini yapmayanlar ve yalnica Allah`a güvenenlerdir." buyurdu... Buhârî ve Müslim rivâyet etmislerdir.29 ibn-i Abbas söyle demistir Resûlullah buyurdu ki "Ya Rab! Yalniz senin hükmüne teslim oldum, yalniz sana iman ettim, yalniz sana tevekkül ettim, yalniz sana döndüm, yalniz senin için mücadeleye girdim. Ya Rab! Dalâlete düsmekten izzetine siginirim, senden baska ilâh yok. Sen ölümsüz daimâ diri olansin. Oysa cinler ve insanlar ölümlüdür." Buhârî ve Müslim rivâyet etmislerdir.30 ibni Abbas söyle demistir ibrahim atese atildigi zaman "Hasbunallahu ve ni`mel vekîl Allah bize yeter. O ne güzel vekildir." dedi. Muhammed de onu söyledi. Söyle ki Kendisine "insanlar size karsi ordular hazirladilar, o halde onlardan korkun." dedikleri zaman, bu söz onlarin imanini artirdi ve "Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir." dediler. Buhârî ve Müslim rivâyet etmislerdir. ibni Abbas gelen bir diger rivâyete göre söyle demistir ibrahim atese atildigi zaman son sözü "Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir." Ebû Hureyre Resûlullah`in söyle dedigini rivâyet etmistir Cennet`e bir takim kavimler girer ki, bunlarin gönülleri riziklarini aramada Allah`a tevekkül etmis kuslarin gönülleri gibidir." Yani tevekkül sahibidirler. Müslim rivâyet etmistir.32 Ömer demistir ki Resûlullah`in söyle dedigini isittim "Eger siz Allah`a nasil tevekkül etmek lazimsa öyle tevekkül etseniz; açliktan karinlari çekilmis oldugu halde sabahleyin yuvalarindan çikan ve aksamlari karinlari doymus olarak yuvalarina dönen kuslara rizik verdigi gibi hiç süphesiz size de rizik verirdi." Tirmizî rivâyet etmis ve hadis hasendir demistir.33 Ebû Umâre el-Berâ b. Azib söyle demistir Resûlullah buyurdu ki "Ey filanca, yatagina girdiginde ``Allah`im kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana yönelttim, isimi sana biraktim, senden ümitvâr olarak, azabindan korkarak sirtimi sana dayadim. Senden siginacak ve korunacak yer yine sanadir. indirdigin kitaba ve gönderdigin peygambere iman ettim.'' de. Eger o gece ölürsen iman üzere ölürsün. Eger sabaha çikarsan hayra ulasirsin." Buharî ve Müslim rivâyet etmislerdir.34 Ebû Bekir söyle demistir "Biz Hicret esnasinda magarada iken, basimiz ucunda bizi arayan müsriklerin ayaklarina baktim da Resûlullah`a ``Ey Allah`in Resulu, birisi ayaklarina bakacak olsa muhakkak bizi görür.'' dedim. Bunun üzerine Resûlullah ``Ey Ebû Bekir, üçüncüleri Allah olan iki kimse hakkinda zannin endisen ne?'' buyurdu. Buhârî ve Müslim rivâyet etmislerdir.35 Ümmü Seleme dan rivâyet edilmistir Resûlullah evinden çikarken söyle derdi "Bismillah. Allah`a tevekkül ettim. Allah`im! Sapmaktan, saptirilmaktan; senin yolundan kaymaktan, kaydirilmaktan; zulüm yapmaktan, zulme ugramaktan; saygisizlik etmekten, bana karsi saygisizlik edilmesinden sana siginirim." Ebû Dâvud ve Tirmîzî rivâyet etmistir.36 Halid`in ogullari Habbe ve Sevâ anlatiyor Resûlullah birsey tamir etmekte iken yanina girdik. O iste kendisine yardim ettik. Bunun üzerine söyle buyurdu "Baslariniz kimildadigi müddetçe rizik konusunda umutsuzluga düsmeyin. Zîrâ insani annesi kipkizil, üzerinde hiçbir sey olmadigi halde dogurur. Sonra Azîz ve Celîl olan Allah onu her çesit rizikla riziklandirir."37 Amr Bin As anlatiyor Resûlullah buyurdu ki "Süphesiz her vâdide Âdemoglunun kalbinden bir parça bulunur yani kalp herseye karsi bir ilgi duyar. Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vâdide helâk olacagina hiç aldirmaz. Kim de Allah`a tevekkül ederse, kalbinin herseye ilgi kurarak dagilmasini önlemek için Allah ona Bir hadiste söyle buyurulmustur "Kim insanlarin en sereflisi olmak isterse Allah`tan korksun. Kim insanlarin en güçlüsü olmak isterse Allah`a tevekkül etsin. Kim de insanlarin en zengini olmak isterse, kendi elindekinden çok Allah`in nezdindekine bel baglasin."39 Diger bir hadiste söyle buyurulmustur "Birsey istedigin zaman yalniz Allah`tan iste. Yardim diledigin zaman Allah`tan dile. Sunu iyi bil ki bütün yaratilmislar elbirligi ile sana bir menfaat bahsetmek isteseler, Allah`in sana yazdigindan daha fazlasini bagislayamazlar. Yine yaratilmislarin tümü elbirligi ile sana bir zarar vermek isteseler, Allah`in sana takdir ettiginden fazlasini yapamazlar."40 Bir hadiste söyle buyurulmustur "Ey Ebû Hureyre! Allah`tan baska hiçbir seye ümit baglama. Allah`a tevekkül eyle. Bir arzun varsa Allah Teâlâ Hazretleri`nden iste. Allah-ü Teâlâ`nin âdet-i ilâhiyyesi isi, kânunu söyledir ki; herseyi bir sebep altinda yaratir. Bir is için sebebine yapismak ve sonra Allah Teâlâ`nin yaratmasini beklemek lâzimdir. Tevekkül de bundan ibârettir."41 BÖLÜM V Tevekkül Hakkinda Söylenmis Bazi Sözler içindekiler`e dönüs. ...Sen yalnizca Allah`a ibâdet et. O`na kulluk eyle ve ona tevekkül eyle. Her iste emir ve kumandayi, yetkiyi O`na verip, O`na güvenip, O`nun emirlerine uygun hareket eyle! Yani, ibadetsiz ve amelsiz kuru kuruya tevekkülün de faydasi yoktur. Sen kullugunu yap, O`nun emrini yerine getir ve öyle tevekkül eyle. Elmalili M. Hamdi Yazir42 Tevekkül, bazi cahillerin zannettigi gibi insanin kendini ihmal etmesi demek degildir. Böyle olsa idi, ...Su halde onlari affet; bagislanmalari için duâ et; is hakkinda onlara danis. Kararini verdigin zaman da artik Allah`a dayanip güven. Çünkü Allah kendisine dayanip güvenenleri sever. Âl-i imrân 3/159 âyetinde belirtilen müsâvere emri tevekküle mâni olurdu. Tevekkül, insanin esbâb-i zâhireye riâyet etmesi, ve lâkin kalbini onlara baglamayip, Hak Teâlâ`nin ismetine dayanmasi demektir. imam Fahruddin Râzî43 Hakîkî mânâda tevekkül; Allah`tan baskasindan korkmamak, O`ndan baskasina güvenmemektir. Fudayl Bin iyaz Tevekkül, olan sey ile yetinmek, olmayan seye razi olmaktir. Muhammed Bin Hafîf Üç haslet evliyâ sifatidir Allah`a tevekkül etmek, Allah`tan baskasina niyazda bulunmamak, kanaat eylemek. Yahya Bin Muaz44 Sebeplere yapismak, tevekküle mânî degildir. Bilakis sebeplere yapismak, sebepleri araya koymak, tevekkülün en yüksek derecesidir. Ahmed Fârukî Tevekkül, is yapmayip tembel olmak için degildir. Bir ise baslamak ve baslanan isi basarmak için tevekkül olunur. Güç bir isi basaramamak korkusunu gidermek için tevekkül olunur. S. Abdulhakîm Arvâsî Tevekkülün alâmeti üçtür Kimseden birsey istememek dilenmemek, verileni reddetmemek, ele geçeni biriktirmek. Sehl Bin Abdullah Allah Teâlâ`ya tevekkül ettim diyen kimsenin, Cenâb-i Hakk`in, kendisi hakkindaki muamelesine, yani takdir ettigi seylere de râzi olmasi lazimdir. Aksi takdirde yalan söylemis olur. Bisr-i Hâfî45 Bil ki tevekkülün mahalli kalptir. Zâhire göre hareket etmek kalpteki tevekküle zit degildir. Yeter ki kul, güvenin Allah`a olacagini bilsin. Birsey zorlasirsa bu O`nun takdiriyledir; eger kolaylasirsa bu da O`nun kolaylastirmasiyladir. Ebu`l Kâsim el-Kuseyrî Tevekkül, kisinin kendisini Allah`in diledigi sekle birakmasidir. Sehl Bin Abdullah Tevekkül, Allah`a güvenle birlikte O`nunla iktifâ etmektir. Ebû Osman el-Cebrî46 Tevekkelin tevekküllünün gemisi batmaz esegini kurt yemez. Atasözü47 Gelir elbet zuhûra ne ise hükm-ü kader, Hakk`a tefvîz-i umûr et, ne elem çek ne keder. Enderûnî Vâsif Hakk serleri hayreyler Zannetme ki gayreyler Ârif âni seyreyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Sen Hakk`a tevekkül kil Tefvîz et ve rahat bul Sabreyle ve râzi ol Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Erzurumlu ibrahim Hakki Hazretleri48 Kime sekvâ edeyim âh-i sehergâhimdan Kime feryâd edeyim tâli-i bedbâhimdan Mâidi-zâre safâ bahseder elbet bir gün Kesmem ümmîdimi ben Hazret-i Allah`imdan Maide Hasibe Hanim49 Mehmet Âkif Ersoy`un Tevekkülle ilgili Bazi Misrâlari içindekiler`e dönüs. Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri, Üzengi öpmeye hasretti garbin elçileri! O ihtisâmi elinden niçin biraktin da, Bugün yatip duruyorsun ayaklar altinda? "Kadermis!" Öyle mi? Hâsâ, bu söz degil dogru; Belâni istedin Allah da verdi... Dogrusu bu. Taleb nasilsa, tabîî, netîce öyle çikar, Mesiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var? "Çalis!" dedikçe Seriat, çalismadin, durdun, Onun hesâbina birçok hurâfe uydurdun, Sonunda bir de tevekkül sokusturup araya, Zavalli dîni çevirdin onunla maskaraya! Birak çalismayi, emret oturdugun yerden, Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsin iken! Yazip sabahleyin evden çikarken islerini, Birer birer oku tekmîl edince defterini; Bütün o isleri Rabbim görür; Vazîfesidir... Yükün hafifledi... Sen simdi dogru kahveye gir! Çoluk çocuk sürünürmüs sonunda aç kalarak... Hudâ vekîl-i umûrun degil mi keyfine bak! Onun hazîne-i in`âmi kendi veznendir! Havâle et ne kadar masrafin olursa... Verir! Silâhi kullanan Allah, hudûdu bekleyen O; Levâzimin bitivermis, degil mi? Ekleyen O! Çekip kumandasi altinda ordu ordu melek; Senin hesâbina küffâri hâk-sâr edecek! Basin sikildi mi, kâfî senin o nazli sesin "Yetis!" de, kendisi gelsin, ya Hizr`i göndersin! Evinde hastalanan varsa, borcudur Bakacak; Sifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak. Demek ki Her seyin Allah... Yanasman, irgadin O; Çoluk çocuk O`na âid; Lalan, bacin, dadin O; Vekîl-i harcin O; kâhyan, müdîr-i veznen O; Alis seninse de, mes`ûl olan veristen, O; Denizde cenk olacakmis... Gemin O, kaptanin O; Ya ordu lâzim imis... Askerin, kumandanin O; Köyün yasakçisi; sehrin de bas muhassili O; Tabîb-i âile, eczâci... Hepsi hâsili O. Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artik bu! Biraz da saygi gerektir... Ne saygisizlik bu! Hudâ`yi kendine kul yapti, kendi oldu Hudâ; Utanmadan da tevekkül diyor bu cür`ete... Ha?! Yehûd Üzeyr`e, Nasârâ Mesîh`e ibnu`l-lâh Demekle unsur-i tevhîd olur giderse tebâh; Senin bu kopkoyu sirkin sigar mi îmâna? Tevekkül öyle tahakküm demek mi Yezdân`a? Kimin hesâbina inmis, düsünmüyor, Kur`ân... Cenâb-i Hak çikacak, sorsalar, muhâtab olan! Bütün evâmire i`lân-i harb eden su sefîh, Mükellefiyyeti Allah`a eyliyor tevcîh! Görür de hâlini insan, fakat, bu derbederin; Nasil günâhina girmez tevekkülün, kaderin? Sarilmadan en ufak bir isinde esbâba, Muvaffakiyyete imkân bulur musun acaba? Hamâkatin asiyor hadd-i i`tidâli, yeter! Ekilmeden biçilen tarla nerde var? Göster! "Kader" senin dedigin yolda Ser`a bühtandir; Tevekkülün, hele, hüsrân içinde hüsrandir. Kader ferâiz-i îmâna dâhil... Âmennâ... Fakat yok onda senin sapmis oldugun ma`nâ. Kader Serâiti mevcûd olup da meydanda, Zuhûra gelmesidir mümkinâtin a`yânda. Niçin, nasil geliyormus... O büsbütün meçhûl; Biz ihtiyârimiz sûretindeniz mes`ûl. Kader nedir, sana düsmez o sirri istiknâh; Senin vazîfen itâ`at ne emrederse ilâh. O, sokmak istedigin, sekle girmesiyle kader; Bütün evâmiri Ser`in olur bir anda heder! Neden ya, Hazret-i Hakk`in Resûl-i Muhterem`i, Bu bahsi men` ediyor mü`mînine, bos yere mi? ... Tevekkülün, hele, ma`nâsi hiç de öyle degil. Yazik ki Beyni örümcekli bir yigin câhil, Nihâyet oynayarak dîne en rezîl oyunu, Getirdiler, ne yapip yaptilar, bu hâle onu! ... Tevvekkül öyle yaman bir siâr-i îmandi, Ki kahramân-i fezâil denilse sâyandi. Yazik ki Rûhuna zerk ettiler de meskeneti; Cüzâma döndü, harâb etti gitti memleketi! Tevekkül olmasa kalmaz fazîletin nâmi... Getir hayâline bir kerre Sadr-i islâm`i O bî-nihâye füyûzun yarim asirlik bir Zamân içinde tecellîsi hangi sâyededir? ... Nedir bu hârikanin sirri? Hep tevekküldür; Ki i`timâd-i zaferden gelen tahammüldür. Tevekkül olmaya görsün yürekte azme refîk; Durur mu sevkine pervâne olmadan tevfîk? Cenâb-i Hak ne diyor bak, Resûl-i Ekrem`ine "Bütün serâiri kalbin ihâta etse, yine, Danis sahâbene dünyâya âid isler için; Rahîm ol onlara... Sen, çünkü, rûh-i rahmetsin. Hatâ ederseler aldirma, afvet, ihsân et; Sonunda hepsi için iltimâs-i gufrân et. Verip karâri da azm eyledin mi... Durmiyarak, Cenâb-i Hakk`a tevekkül edip yol almaya bak." Demek ki Azme sarilmak gerek mebâdîde; Yaninda bir de tevekkül o azmi te`yîde. Hülâsa, azm ile me`mûr olursa Peygamber; Senin hesâbina artik, düsün de bul, ne düser! Serîat`in ikidir en muazzam erkâni; Kimin ki öyle müzebzeb degildir îmâni; Ayirmaz onlari, bir addedip tevessül eder... Açikça söyliyeyim Azm eder, tevekkül eder. Ne din kalir, ne de dünyâ, bu anlasilmazsa... Hem anlayin bunu artik, hem anlatin nâsa... ... Ömer, tevekkülü elbet bilirdi bizden iyi... Ne yapti "Biz mütevekkilleriz" diyen kümeyi. Dagitti, kamçiya kuvvet, "Gidin, ekin!" diyerek. Demek Tevekkül eden, önce mutlakâ ekecek; Demek Tevekküle pek sigmiyormus, anladin a, Sinek düser gibi düsmek sunun bunun - *** *** *** - O îmân kuvvet ihzâriyle emretmisti... Lâkin, biz Tevekkelnâ deyip yattik da kaldik böyle en âciz! O îman, farz-i kat`îdir diyor tahsîli irfânin... Ne câhil kavmiyiz biz müslümanlar, simdi, dünyânin!51 - *** *** *** - Allah`a dayan, sa`ye saril, hikmete râm ol... Yol varsa budur, bilmiyorum baska çikar - *** *** *** - "Allah`a dayandim!" diye sen çikma yataktan... Mâ`nâ-yi tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan! Ecdâdini zannetme asirlarca uyurdu; Nerden bulacaktin o zaman eldeki yurdu? Üç kit`ada, yer yer, kanayan izleri sâhid Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücâhid. Âlemde tevekkül demek olsaydi "atâlet", Mîrâs-i diyânetle yasar miydi bu millet? Çoktan kürenin mes`al-i tevhîdi sönerdi; Kur`ân duramaz, nezd-i ilâhî`ye BÖLÜM VI Sonuç içindekiler`e dönüs. Bu arastirmamizin sonucunda açikça anladik ki; tevekkül meselesinde en tehlikeli durum, tevekkülü yanlis anlayarak tembellige düsmek, vazifesini yerine getirmemek ve bunun sonucunda da basarsizliga ugramaktir. ilk emri "Oku!" olan islâm Dininin mensuplari olarak, biz Müslümanlarin en önemli görevlerinden biri, hangi meslekten olursak olalim çalismak, bize düsen görevi en güzel sekilde yerine getirmek; bütün bunlarin sonucunda da büyük bir gönül huzuruyla Allah Teâlâ`ya güvenmek, O`na tevekkül etmektir. Tabiri caizse, tembellik bizim kitabimizda yer almamali; en çok korkmamiz, en uzak kalmamiz gereken bir vasif olmalidir. Öyle ki Peygamber Efendimiz "Ümmetim adina en çok korktugum sey göbek iriligi, uyku düskünlügü ve tembelliktir." buyurmak sûretiyle, tembelligin bizler için ne büyük bir tehlike olduguna isaret etmistir. III. Bölümde siraladigimiz âyetleri inceledigimizde, Allah`a tevekkül ettigini belirten Peygamberlerin ve mü`minlerin, o sözleri söylerken bir mücadele, çalisma, gayret içinde olduklarini görüyoruz. Hiçbiri oturduklari yerden, yorulmadan, belli bir zorluga katlanmadan bu sözleri söylemiyorlar. iste bu da bize gösteriyor ki; ancak çalisan Müslümanin tevekkül etmeye, "Allah`a güvendim!" demeye hakki vardir. Tembel ise, tevekkül ettigini söylese bile ancak kendini kandiriyordur ve sonu hüsrân olacaktir. IV. Bölümde gördügümüz hadisler ve V. Bölümde inceledigimiz sözler de bu durumu dogrular niteliktedir. Mehmet Âkif Ersoy`un siddetle karsi çiktigi, yerden yere vurdugu tevekkül ve mütevekkil kavrami da iste bu tembel kisilerin sahte tevekkülleridir. Bana göre tevekkül meselesinde diger bir önemli husus da dünya hayatinin Müslüman için bir imtihan yeri oldugunun unutulmamasi gerektigidir. Çünkü bazi durumlarda insan bütün çabasini sarfetse de, elinden geleni yapsa da ilâhî Takdir bazi hikmetler sebebiyle buna izin vermedigi için basarili olamayabilir, istegi gerçeklesmeyebilir. iste burada tevekkülün diger yönü ortaya çikar En umutsuz gibi görünen durumlarda bile Allah`a olan güveni kaybetmemek. Allah Teâlâ herseyin teferruatini en ince ayrintisina kadar bilir. Belki bizim istedigimiz, gerçeklesmesi için çalistigimiz bir sey aslinda bizim zararimiza; buna karsilik istemedigimiz bir sey ise aslinda yararimizadir. Sonsuz rahmeti sebebiyle Allah Teâlâ da sevdigi kullarini, o kullarin kendilerini düsündügünden daha çok düsünecegine; onlara kendilerine acidiklarindan daha çok aciyacagina göre Müslümanlar olarak bizlerin -hem dînî, hem dünyevî görevlerimizi yaptigimiz müddetçe- hiçbir seyden dolayi tasalanmamiza gerek yoktur. -insâallah- sonuçta mutluluk bizim olacaktir. Bir amacimiza, istegimize ulasamadiysak Vekîlimiz olan Allah Teâlâ bize olan sevgisiden dolayi, o istedigimiz seyden her bakimdan bize daha hayirlisini nasîb edecektir. Bu görüsümü çesitli âyetlere dayandirmaktayim. Ben bu konuda Kehf Sûresinde çok büyük bir müjde görüyorum. Kur`ân-i Kerîm Allah`in kelâmi olduguna göre ve biz Müslümanlar da bunu seksiz süphesiz kabul ettigimize göre, bu âyetler bizim için gerçekten büyük mutluluk kaynagidir. Bu âyetlerde Allah Teâlâ bizlere gayb hazinesinden birkaç sirri açiklamaktadir. Sadece bu sirlari anlamak bile bizlere çok sey kazandirir. Söyle ki Kehf Sûresi 60. ilâ 82. âyetler arasinda Hz Musa Aleyhisselâm`in, Hizir Aleyhisselâm oldugu rivâyet edilen Allah`in kendisine katindan bir rahmet ve ilim verdigi birisiyle olan yolculugu anlatilir. Olaylar söyle gelismektedir Hizir Aleyhisselâm, önce Hz. Musa`ya kendisiyle yolculuk etmeye sabrinin yetmeyecegini söylerse de; Hz. Musa sabredebilecegini belirtir. Bunun üzerine kendisi anlatmadan önce Hizir Aleyhisselâm`a hiçbir sey sormamak sartiyla yolculuga baslarlar. Bu yolculuk sirasinda Hizir Aleyhisselâm Allah`in emriyle önce bir gemiyi deler; sonra bir erkek çocugu öldürür; ardindan da kendilerine yemek vermeyecek kadar cimri bir köy halkinin yikilmak üzere olan duvarini para almadan tamir eder. Bu islerin hikmetini bilmeyen Hz. Musa Aleyhisselâm, onun bu yaptiklarini garipser, sözünü unutarak her olayda soru sorar ve nihâyetinde berâber yolculuk edemeyeceklerini anlayarak ayrilmaya karar verirler. Ayrilmadan evvel Hizir Aleyhisselâm, Allah`in emriyle yaptigi bu islerin hikmetini Hz. Musa`ya söyle açiklar "Deldigim gemi varya, o, denizde çalisan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kilmak istedim. Çünkü onlarin arkasinda, her saglam gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardi. Erkek çocuga gelince, onun ana-babasi, mü`min kimselerdi. Bunun için çocugun onlari azginlik ve nankörlüge bogmasindan korktuk. Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin. Duvara gelince, sehirde iki yetim çocugun idi; altinda da onlara ait bir hazine vardi; babalari da sâlih bir kimse idi. Rabbin istedi ki o iki çocuk güçlü çaglarina erissinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çikarsinlar. Ben bunu da kendiligimden yapmadim. iste, hakkinda sabredemedigin seylerin içyüzü budur." Kehf 18/79...82 iste bu büyük sirlar bana göre, biz Müslümanlar için büyük müjdedir. Bu âyetleri söyle bir düsünürsek sunlari görebiliriz Gemileri delinen o fakir kimseler aslinda Allah`in kendilerine olan rahmeti, acimasi sebebiyle gemilerini kaybetmekten kurtulmuslardir. Belki de onlar basta bu kazaya üzülüp, telâslanmislar; ama sonuçta arkadan gelen kötü kralin varligini ögrenince bu kazaya ugradiklarina sevinmisler; belki de Allah`a sükretmislerdir. Çocuklarini kaybeden o mü`min anne baba belki önce buna çok üzülmüsler ama bir süre sonra ondan daha iyi bir çocuga kavusmuslardir. Hatta Elmalili Hamdi Yazir`in bu âyetin tefsirinde belirttigi bir rivâyete göre bu anne-babanin o çocuktan sonra bir kizlari olmus ve bu kiz d İÇİNDEKİLER Konu Başlıklarına Tıklayarak İlgili Bölüme Gidebilirsiniz Giriş Araştırmanın Amacı Ve Sınırları Bölüm I Tevekkülün Tanımı Konumuzla İlgisi Bakımından Allah`ın İsimlerinden EL-VEKÎL İsm-i Şerîfinin Mânâsı Konumuzla İlgisi Bulunan Diğer İsm-i Şeriflerin Mânâları Bölüm II Tevekkül İhtiyacı Tevekkül Nasıl Olmalıdır ? Tevekkül Konusunda Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar BÖLÜM III Tevekkülle İlgili Bazı Âyetler BÖLÜM IV Tevekkülle İlgili Bazı Hadisler BÖLÜM V Tevekkül Hakkında Söylenmiş Bazı Sözler Mehmet Âkif Ersoy`un Tevekkülle İlgili Bazı Mısrâları BÖLÜM VI Sonuç Dipnotlar Bibliyografya GİRİŞ Araştırmanın Amacı ve Sınırları İçindekiler`e dönüş. Allah Teâlâ Yüce Kitabımız Kur`ân-ı Kerîm`de şöyle buyurmaktadır "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."1 Dünyaya gönderiliş sebepleri âyet-i kerîmede bu şekilde belirtilen insanlardan bazıları bu görevlerinin bilincinde olarak Müslüman olmuş; bazıları da -bilerek veya bilmeyerek- başka yollara sapıp değişik inanışlar ve isimler altında, âyette belirtilen kulluk görevlerini ihmal etmişlerdir. Bu araştırmamızda, Rab olarak Allah Teâlâ`dan, Peygamber olarak Hz. Muhammed Aleyhisselam`dan, din olarak da İslam`dan razı olmuş insanlar olan Müslümanlar`ın en büyük tesellî, güven, mutluluk ve başarı kaynaklarından birisi olan "Tevekkül" inancı incelenecek; konu ile ilgili bazı âyet, hadis ve âlimlerin sözleri ortaya konacak; bu konudaki yanlış anlayışlara dikkat çekilip, bunların düzeltilmesine ve tam anlamıyla Tevekkül`ün nasıl olması gerektiğinin anlaşılmasına çalışılacaktır. Gayret bizden, başarı Allah`tandır... BÖLÜM I Tevekkülün Tanımı İçindekiler`e dönüş. Arapça`dan dilimize geçmiş olan tevekkül kelimesinin sözlük anlamı "Vekil kılmak, başkasına havâle etmek."2 şeklindedir. Tevekkül kelimesi ile aynı kökten gelen "vekîl" kelimesi; kişinin kendi işini gördürmek üzere yetki verdiği insan anlamına gelir. Avukat da bir vekildir. "Müvekkil" vekil edinen, "tevkîl" ise vekil kılma, vekil edinme demektir. Aynı kökten olan "ittikâl" biraz da tembellik içeren ve boşa gidebilecek bir güvenme ve dayanmayı anlatır. Tevekkülde, kelimenin Arap dilindeki kalıbı gereği bir zorlama vardır. Bu da herhangi bir konuda aklî ve bedenî gücü, yani metod ve eylem fonksiyonunu kullanmayı, dayanılıp îtimat edilecek yere bunun sonucunda dayanmayı ifade Tevekkülün ıstılâhî anlamı ise "Kişinin, şartlarını yerine getirerek, işlerini Allah-ü Teâlâ`ya bırakması bir işe başlarken sebeplere yapıştıktan sonra O`na güvenmesi; kalbin, her işte Allah`a îtimat etmesi, güvenmesidir."4 "Tevekkül, dine veya dünyaya ait herhangi bir hususta, insan olarak bizim alabileceğimiz bütün tedbirler alındıktan, konu ile ilgili tüm girişimler yapıldıktan sonra, o işin neticesinin Allah`a bırakılmasıdır."5 "Tevekkül, insanın kendine yüklenen bütün görevleri yaptıktan sonra işin sonucunu Allah`a bırakması, O`nun yaratacağı neticeyi güven ve rızâ ile karşılayıp, insanlardan bir beklenti içerisinde olmaması; kısaca Allah`a güvenip, âkibetinden endişe etmemesidir."6 "Tevekkül, kalbin Allah`a tam îtimat ve güveni, hatta başka güç kaynakları düşünmekten rahatsızlık duyması mânâsına gelir. Bu ölçüde bir güven ve îtimat olmazsa, tevekkülden söz edilemez; kalp kapıları Allah`tan başkasına açık kaldığı sürece de hakîkî tevekküle ulaşılmaz."7 Konumuzla İlgisi Bakımından Allah`ın İsimlerinden EL-VEKÎL İsm-i Şerîfinin Mânâsı İçindekiler`e dönüş. Kur`an-ı Kerîm ve hadislerden öğrendiğimiz Allah Teâlâ`nın mübârek isimleri Esmâ'ul Hüsna bizim O`nu daha iyi tanımamıza yardımcı olurlar. Bu sebeple burada, konumuzla alâkalı bulduğum bazı ism-i şeriflerin mânâlarını vermeyi uygun buldum. Aslında çoğu ismi şerîf hakkında biraz düşündüğümüzde tevekkül kavramıyla alâkasını kurabiliriz ama, ben dikkatleri biraz bu tarafa yöneltebilmek için en açık şekilde ilgili görebildiklerimi buraya aldım. El-Vekîl ism-i şerîfi, Arapçadaki kelime yapısı bakımından tevekkül kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. Kur`ân`da ondan fazla yerde geçmekte olup 8 mânâsı "İşlerini gerektiği şekilde kendisine bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini temîn eden."9 şeklindedir. Âyette şu şekilde geçmektedir "...Allah`a tevekkül et; vekîl olarak Allah yeter." Nisâ 4/81, Ahzâb 33/3 Kendisine iş ısmarlanan kişiye vekil denir. Bilindiği gibi vekil yapılacak kişinin, vekil olacağı iş hakkında yeterli derecede bilgi sahibi olması, o işi yapmaya gücü yetmesi, kendisini vekil edenin her bakımdan güvenine layık olması gerekir. Şu halde tevekkül, emin ve kuvvetli bir vekile güvenerek, işlerini ona bırakmaktır. Allah Teâlâ, kendisine yoluyla tevekkül edenlerin işlerini en iyi bir neticeye ulaştırır. Gerçi O`na hiçbir şey vâcip değildir, hiçbir şeyi yapmaya veya yapmamaya mecbur değildir, irâdesi çerçevelenemez, isterse yapar; istemezse O`na bir işi zorla yaptıracak yoktur. Fakat O`nun râzı olacağı şekilde işler kendisine bırakılırsa, hayırlı ve kârlı olanı yapar; âdeti ve hikmeti budur. Gerçek vekil ancak Allah Teâlâ`dır. Çünkü her işi bütün sırlarıyla bilen ve her zorluğu açan yalnız O` Konumuzla İlgisi Bulunan Diğer İsm-i Şeriflerin Mânâları İçindekiler`e dönüş. El-Veliyy İyi kullarının, inananların dost ve yardımcısı anlamındadır. Kur`an`da bu anlamda, veliyy ve mevlâ şeklinde Bir âyette şöyle buyurulmaktadır "...Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah`a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır ne güzel yardımcıdır." Hac 22/78 El-Hasîb Bu isim iki mânâya gelmektedir 1- Kullarına yeten; 2- Kullarını hesaba çeken. Konumuzla ilgili olan ilk mânâdır. Bu ismi şu âyette görebiliriz12 "Bir kısım insanlar mü`minlere ``Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!'' dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve ``Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!'' dediler." Âl-i İmrân 3/173- Allah`ın doksan dokuz ismi dışındaki isimlerinden13 konumuzla âlâkalı olanların anlamları El-Kâfî Allah kendisine inanan, kendisine bağlanan ve kendisine güvenip dayananlara kâfî gelir, onlara yeter. Usûl ve kâidelerine uyularak kendisine bırakılan işleri, hayırlı ve kul için en güzel ve faydalı sonuca ulaştırır. İnsan için Allah`tan daha güzel ve sağlam bir dayanak ve vekil Bir âyette şu şekilde geçmektedir "Allah kuluna kâfî değil mi?..." Zümer 39/36 El-Vâfî Kâfî, yeten, sözünün eri; va`dini mutlak yerine getiren anlamına gelir. En-Nasîr Yardım eden, teyid ve takviye eden anlamındadır. Bir âyette şu şekilde geçer "...Bilin ki Allah sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır." Enfâl 8/40 Hayru`n Nâsırîn Yardım edenlerin en hayırlısı anlamına gelmektedir. Âyette şöyle geçmektedir "...Sizin yardımcınız Allah`tır ve O yardım edenlerin en hayırlısıdır." Al-i İmran 3/150 El-Müste`ân Yardım kendisinden istenen anlamındadır. Âyette "...Bizim Rabbimiz Rahmân`dır. Sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulandır." şeklinde geçer. Enbiyâ 21/112 BÖLÜM II Tevekkül İhtiyacı İçindekiler`e dönüş. Bir insanın gerek şahsıyla ilgili konularda, gerek aile işlerini idârede; çocukların terbiyesinde, sağlık konularında; bir tüccarsa ticârî ilişkilerinde veya bir memursa resmî işleri etrafında, kısacası hangi meslektense ona göre iş ve gücünün hergün çeşitlenen pürüzleri karşısında, kâr-zarar düşünülerek, işler ne kadar hesaplı tutulursa tutulsun, yine de insanın karşısına hiç hesapta olmayan şeylerin çıktığı görülür. Alınan tedbirler, yapılan istişâreler hatır ve hâyâle gelmedik nice sebepler yüzünden hükümsüz kalabilir. Yerden, gökten beklenmedik nice âfetler; insan gücünün, fen kudretinin önleyemeyeceği nice engeller belirir veya insanlarla olan ilişkilerimizde bizim düşündüğümüzün dışında, umulmadık gelişmeler meydana gelir ve böylece bütün hesaplar alt üst olabilir, bütün hayaller suya düşebilir. İşte bu sebeplerden dolayı, isteklerimize ulaşmak için elimizden gelen bütün gayreti sarfederek çalışıp çabaladıktan sonra, ilerisi için telaş ve heyecana kapılmayarak, bütün sebepleri emir ve fermânı altında tutan Allah Teâlâ`ya tevekkül etmek gerekir. Burada tevekkülün mânâsı, sarf ettiğimiz bu gayretlerin mahsûl vermesi, boşa gitmemesi için Allah`tan başarı ve yardım dilemek ve ancak O`na güvenmektir. Bu ise maddî kuvvetten sonra manevî kuvveti de kazanmayı istemektir. Şu halde tevekkül, mânevî bir yardım isteme anlamına gelir ki, her işte her Müslümanın buna ihtiyâcı vardır. Tevekkül, görevlerini yerine getirdikten sonra duyulan bir iç huzur, itmi`nân, ve güven olayıdır. Tamamen materyalist ve pozitivist bir bakışla dahî tevekkülün bulunması birşey kaybettirmeyeceği gibi; bulunmaması durumunda moral ve psikolojik açıdan bir kayıp söz konusudur. Tevekkül eden kişi "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır."15 kuralı karşısında aklî ve bedenî görevini yapacak, bundan öte Allah vekîlimdir deyip işini O`na havâle ederek, sonuç ne olursa olsun ona rızâ duygusuyla, bir de iç yorgunluk yaşamayacaktır. Tevekkül etmeyenin de maddî olarak fazladan yapacağı birşey yoktur. Hatta maddî vesîleleri bir emir telakkî etmediğinden, belki de sebeplere daha az sarılacaktır. Sonra da telaşlı, sıkıntılı bir bekleyişe girecek ve umduğu sonucu alamayınca da dövünecek, üzülecek, dayanacak bir teselli kaynağı bulamayacak, sinirleri gerginleşecek; sonuçta bunalıma Tevekkül denilen mânânın bir gönülde yer tutması, sahibi için dünyanın en zengin hazinelerine sahip olmaktan daha kıymetlidir. Çünkü bir insan için gönlünün rahatlığı ve huzuru en büyük nimetlerdendir. Maddî, mânevî kazançlar, âfiyet ve huzur içinde gönül rahatlığına bağlıdır. Fikir selâmetini, gönül huzurunu öldüren başlıca sebepler şunlardır Gereğinden fazla hırs, istek, rekâbet gibi insana huzur ve rahat nedir bildirmeyen haller; iflâs edersem, vereme yakalanırsam, işimden atılırsam gibi kendi kendine zihinde kurulan mânâsız korku ve endişeler; başa gelen felâket ve musîbetlerin giderilemeyen Kendisinde bu haller bulunan insanlar, hayatlarında dünyalarına ve âhiretlerine yarar bir şeye sahip olamazlar, vesveselidirler, hiçbir iş beceremezler; ürkektirler, hiçbir işe girişemezler. Bunların günleri ah, vah ile; vesvese ve evhamla geçer gider. Bu hallerini bir takım maddî imkânlarla da gidermek mümkün olmaz. Ancak gönlüne, Allah`a tevekkülü hakkıyla yerleştirebilmiş bir Müslüman asla böyle değildir; o, her zaman mutlu ve çok rahattır. Çünkü o, kendine düşeni yaptıktan sonra bilir ki sonsuz rahmet sahibi Allah Teâlâ sevdiği kulunu, kulun kendisini düşündüğünden daha fazla düşünür ve korur. Demek ki gönüllerde kuvvetli bir tevekkülün, hem de gerçek mânâsıyla bir tevekkülün yer tutmuş olması lazımdır. Bir Müslümanın işini yoluna koyduktan sonra ötesini Allah`a havâle edip de O`na güvenmesi ve O`nun en iyisini, en güzelini, en doğrusunu, en hayırlısını nasîb edeceğine inanması, kalp için çok büyük bir kuvvettir. Günümüz insanının ve özellikle de günümüz Müslümanının bu inanca ve bu kuvvete çok fazla ihtiyacı vardır. Tevekkül Nasıl Olmalıdır? İçindekiler`e dönüş. Çalışmanın ve sebeplere yapışmanın ihmâli tembellik demek olduğuna göre, tevekkül ile tembellik arasında bir zıtlık vardır. İslâm dînînde tevekkül vâcib, tembellik haramdır. "Tevekkül demek, görevin îfâsını Allah`a havâle etmek değildir; emri ve kararı Allah`a bırakmaktır. Allah`ın emrini canla başla yerine getirmeye çalışmaktır. Kısacası tevekkül, "tefvîz-i vazife" görevi havâle değil; "tefvîz-i emr" kararı havâledir. Birçokları bu konuda gaflete düşerek tevekkülü, vazifeyi terk etmek sanırlar. Yani kulluk görevlerinin yerine getirilmesini Allah`a havâle edip, emir ve komuta mercii olarak kendilerini görmek isterler. Sanki kul vazifesiz oturacakmış, namaz, oruç, zekat, cihad vs. gibi görevleri Allah-ü Teâla ona emredip yaptırmayacakmış da hâşâ onun yerine Allah yapacakmış gibi bâtıl bir zihniyet taşırlar. İsrâiloğullarının vaktiyle Hz. Musa`ya "Git, sen ve Rabbin ikiniz savaşınız, işte biz burada oturup duracağız." Maide 5/24 dedikleri gibi demek isterler. Bu ise Allah`a tevekkül ve îtimat değil; O`nun emrine güvensizliktir, tevekkülsüzlüktür ve Allah korusun küfürdür. "Allah hakkında o çok yanıltıcı şeytan sizi yanılgıya düşürmesin." Lokman 31/33 âyetinde de uyarıldığı gibi, bu olsa olsa şeytan yanıltmasıdır. İyi bilinmelidir ki, tevekkülün belirtisi emre gönül vermek ile vazife sevgisidir."18 Başta da belirttiğimiz gibi tevekkül kelimesinin anlamında Arap dilindeki kalıbı gereği bir zorlama vardır. Bu da herhangi bir konuda aklî ve bedenî gücü, yani metod ve eylem fonksiyonunu kullanmayı, dayanılıp îtimat edilecek yere bunun sonucunda dayanmayı ifade eder. "...Bir kere azmettin mi artık Allah`a tevekkül et."19 âyeti buna açıkca işaret eder. Allah`ın sözleri arasında çelişki olmayacağına göre tevekkülün, hiçbir iş yapmadan Allah`tan birşey beklemekle ilişkisi olamaz. Allah kuluna çeşitli ibâdetler yüklemiş, çalışmasını, ilim öğrenmesini, rızkını aramasın, düşmanlarına karşı güç hazırlamasını, bilmediğini bilene sormasını, işlerinde istişâre etmesini, kendisine yakarmasını, duâ etmesini, âdil olmasını, yani herşeyi en uygun yerine koymasını, bunun için metot ve yöntem bilmesini emretmektedir. Diğer yönden kendisine tevekkül etmesini istemekte ve tevekkül edenleri sevdiğini söylemektedir. Demek ki tevekkül, bütün bu emirleri yerine getirdikten sonra duyulan huzur ve Tevekkül Konusunda Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar İçindekiler`e dönüş. 1- Tembellik etmemek Bir maksadın ele geçmesi için, insanlarca ötedenberi bilinen ve başvurulan sebepler, tedbirler ve çareler ne ise, onları tatbik etmek vâciptir. Çünkü Allah Teâlâ bu âlemde herşeyin, her hâdisenin meydana gelmesini birtakım sebeplerin ve çârelerin uygulanmasına bağlamıştır. Buna "tesbîb hikmeti" denir. Yâni birşeyin yaratılması, bir isteğin verilmesi, onunla ilgili sebeplerin meydana gelişinden sonra gerçekleşir diye Allah, bir düzen koymuştur. O`nun âdeti hep bu şekilde devam etmektedir. Allah`ın âdetinde de değişiklik olmayacağından; olumlu veya olumsuz, istediğini bulmak için, insanın sebeplere dikkat etmesi, kendine düşeni yerine getirmesi gerekmektedir. Sebeplere sarılmadan Allah`a güvenmeye tevekkül değil, "ittikâl" denebilir. Kelime, Arapçadaki mânâsı itibariyle pasifliği anlatır ve bu, yerilen bir durumdur. Onun için Resûlullah "Lâilâhe illallâh diyen herkes Cennet`e girecektir." deyince Hz. Ömer "Ey Allah`ın Resûlu, bunu halka söylemeyelim; ittikâl ederler." demişti ki; sebeplere sarılmadan ve Allah`ın diğer emirlerini yerine getirmeden Cennet`e girmeyi ümit ederler demektir. Bu konuyu belki de en güzel açıklayan Resûlullah Efendimizdir. "Devemi bırakıp tevekkül edeyim." diyene "Bağla da öyle tevekkül et." Elmalılı M. Hamdi Yazır, Bakara Suresi 60. ayetin tefsirinde sebeplerin önemi hakkında şahsen benim çok anlamlı bulduğum bir tesbit yapmaktadır. Ayet-i Kerîme şöyledir "Hani bir zamanlar Musa kavmi için su istemişti, biz de "Asânla taşa vur!" demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı..." Elmalılı Merhum burada şunları söylüyor "Hz. Musa, susuzluktan ve kuraklıktan yanıp kavrulan kavmi için Cenab-ı Hak`tan su diliyor, yağmur duasına çıkıyor. Cenab-ı Allah da bu duayı kabul ile istenilenden daha büyük harikulade bir nimet ihsan ediyor. Gelip geçici bir yağmur yerine, İsrailoğulları`nın on iki boyundan her birine mahsus ayrı ayrı on iki pınar fışkırtıyor ve bununla yüce varlığına ve ilâhî inâyetine açık bir belge bahşediyor. Öylesine bahşediyor ki, duanın arkasından fiilî bir teşebbüsün lüzumunu emrediyor, "asân ile taşa vur!" diyor. Demek ki, o sırada Hz Musa, farzedelim bu ilahi emre derhal uymayıp da "asâyı taşa vurmanın suyla ne ilgisi var?" gibi aklî ve indî bir kıyas yapmaya ve kendi kendine fikir yürütmeye kalkışsaydı, bu nimet teclli etmeyecekti, dualar ve yapılan araştırmalar belki de boşa çıkacaktı. O halde harikanın en büyük sırrı, bu sebebin ilhamında ve bu büyük nimetin o sebebe bağlanmış olmasındadır Kuru taşları yarıp pınarlar fışkırtmaya kâdir olan Allah Teâlâ, istenen suları doğrudan doğruya ihsan etmiyor da bir manevî sebeple bir maddî sebebe teşebbüs üzerine ihsan ediyor. Esasen manevi sebep olan dua, maddî sebebin ilhamına da vesile oluyor. İlham olunan maddi sebebin teşebbüse dönüşmesi, yani asânın taşa vurulması ile de sular fışkırıyor. Böylece hidayet bürhanı tamamıyla tecellî ediyor... Hakikaten Allah, bir şeyi murad edince sebeplerini kolaylaştırır ve sebepler o kadar çeşitli ve sonsuz boyuttadır ki, beşer aklı ne kadar yükselse bunları ayrıntılarıyla kavrayamaz... Hak Teâlâ`nın nimetlerinin tecellisi her zaman böyle manevi sebeplerle maddî sebeplerin birleşmesinde gizlidir. Ne kaçan fırsatlar karşısında ümitsizliğe düşmeli, ne de fırsatları ve sebepleri ihmal etmelidir. Allah Teâlâ`ya yürekten ve ihlas ile dua etmeyi hiçbir zaman elden bırakmamalı, aynı zamanda duanın en büyük semeresinin ruhî inkişaflar olduğunu bilmeli ve Rahmânî ilhamlardan istifade ederek, en umulmaz sebeplere dahi başvurup, onu Sebeplere sarılmakla ilgili olarak İmam Gazâlî de şöyle demiştir "İnsanı zarardan koruyan sebepler arasında tesiri kesin olan veya tesir ihtimâli yüksek olan sebepleri bırakmak tevekkülün şartı değildir. Hırsız girmesin diye evin kapısını kilitlemek, tehlikeli yerde silah taşımak, düşmandan sakınmak tevekküle mani değildir."23 Sebepleri ihmâl etmek, üzerine düşen görevi yapmamak kısacası tembellik etmek, bir bakıma Allah`ın koyduğu tesbîb hikmetini görmemezlikten gelmekle beraber, göz göre göre kendisini câhilliğin, hastalığın, fakirliğin dişleri arasına atmak demektir ki, bunların hepsi de dînen haramdır. Eğer kişi, bu bahsettiğimiz şekilde sebeplere önem verir, üzerine düşeni yaparsa; bir isteğinin gerçekleşebilmesi için elinde mevcut bütün kuvvet ve araçlar ile Allah`a yönelmiş olur ki, bu durum elbette daha ciddî, daha samîmî ve daha kıymetlidir. 2- Sebeplerin gerçek kıymetini bilmek Bunların kıymeti, Allah`a karşı birer dilek vâsıtası olmaktan ibârettir. Aslen tesir Allah`tandır. Yâni sebepler, İlâhî tesirin meydana gelmesi için, birer yol olmak üzere yine Allah tarafından bize öğretilmiş, düzenlenmiştir. Kendisinden ancak o yollarla yardım istemek gerekir. Fakat maksadın meydan gelmesini, -bir Müslüman olarak- sebeplerden değil, onları yaratıp bize bildiren Allah Teâlâ`dan beklemek gerekir. Çünkü herşeyin yaratıcısı ve yönlendireni O`dur. Bu durumla ilgili olarak bazı âlimler derler ki "Bir iş için çalıştık, çabaladık; artık o ister istemez olacak demeyin. Tesiri Allah`tan bekleyin; biz istedik, Allah da müsade ederse olur deyin."24 Elmalılı M. Hamdi Yazır da sebeplerin kıymeti hakkında şöyle demektedir "...Her durumda Allah emrini yerine getirir. Murâdını muhakkak yapar, hiçbir işinden geri kalmaz, hepsinin hakkından gelir. Hükmünü istediği gibi yürütür. Kendisine tevekkül edilse de edilmese de yürütür. Nihâyet herşeyin sonu gelir. Dünyada acı da geçer tatlı da geçer; sıkıntı da geçer, refah da geçer. Ecel gelince, takdir edilen ölüm, dakika geçirmeksizin pençesini takar, âkibet gelir çatar. İyiler iyiliği ile, kötüler kötülüğü ile kalır. Herkes ameliyle toplanır. Ancak, Allah`a tevekkül de, O`nun emridir. Tevekkül edenin murâdı da, Allah`ın irâde ve rızasına teslim olmaktan ibâret olursa, Allah da onun mükâfâtını büyütür. Hakîkat şudur ki; Allah herşey için bir ölçü takdir etmiştir, bir sınır ve miktar tahsis etmiştir ki, o şeyi ona göre yürütür. O sınır ve miktardan ileri geçirmez. Bu hüküm öyle bir kanundur ki herşey hakkında geçerlidir. Ve herşeyin hükmü, kıymeti Allah`ın ona tahsis ettiği ölçü ile uygunluk arzetmektedir. Gerçekte birşeyi bilmek de onu, o ölçü ve sınırıyla seçmek demektir. Bu cihetle sebeplerin bir dereceye kadar kıymet ve îtibarı yok değilse de, bunlar, zatî aslî değil, değişken ve sınırlıdır. Tesir ve hüküm sebebin değil, Allah`ındır. Asıl ilim ve kudretine itibâr edilecek; işler, hüküm ve irâdesine havâle edilecek hâkim, sebepler değil, sebepleri yaratan Allah`tır. Herşey geçer, leh ve aleyhte olan her sebep tükenir, takdir edilen kaderi biter, başında ve sonunda bütün kudretiyle Allah kalır. Hem Allah takdir buyurmamışsa hiçbir şey diğerine tesirini gösteremez. Takdir buyurmuş ise, Allah`tan başka hiçbir şey de onun önüne geçemez. Ateş, Allah`ın yak dediğini kendi miktarınca dediği kadar yakabilir. Rızık da Allah`ın doyur dediğini kendi miktarınca dediği kadar doyurabilir. Demek ki sebeplere îtimat sonlu, Allah`a îtimat sonsuzdur. O halde kuvvet ve kesin bilgi, sebeplere güvenmekte değil, Allah`a dayanmaktadır. Tevekkül de, gururla kendini sayıp koyuvermek değil, Allah`ın gösterdiği yolda gücü yettiği kadar vazîfesine önem vermek, takvâ sahibi olmak, kusurunu îtirâf ile berâber, Allah`ın kudretine îtimat edip netice hakkında telaşa düşmeksizin, O`nun irâdesine teslim olmaktır."25 Seyyid Kutub da sebepler konusunda şöyle demektedir "...Allah`ın değişmez kâinat kanunu sebep ve netice düzeniyle yürüyor. Ancak neticeyi meydana getiren yalnız sebepler değildir. Asıl etki eden, fâil-i mutlak olan Allah-ü Zülcelâl`dir. Allah, kendi takdiri ve istemesi ile sebep ve netîce düzenini sağlıyor. O yüzden Allah, insandan çalışıp çabalamasını, üzerine düşen vazifeleri îfâ etmesini istiyor. İnsan bu vazifeleri îfâ ettiği kadar, Allah netîceleri düzenleyip tahakkuk ettiriyor. Böylece sebep ve netice Allah`ın isteği ve takdirâtı ile ilgili olarak uzuyor. Yalnız O`dur ki, istediği zaman, istediği şekilde neticelerin meydana gelmesine izin verir. İşte bu şekilde Müslüman`ın düşüncesiyle çalışması arasındaki birlik sağlanıyor. Müslüman gücünün yettiği kadar çalışıp çabalar. Fakat bu çalışmanın sonucunu Allah`ın takdirine ve isteğine bırakır. Ona göre sebep ve netice arasında mutlak kat`iyyet yoktur. O, hiçbir şeyde Allah`a kat`iyyet yüklemez."26 3- Her hususta Allah`tan başka hiçbir şeye güvenmemek Nice insanlar vardır ki, ellerindeki servete, sahip oldukları mevkîye, büyük insanlarla olan yakınlıklarına veya yüksek tahsil görmüş oğluna veya kızına güvenmektedir. Onların varlığı gönlünü doldurmuş, yarına emniyetle bakıyor, Allah Teâlâ`dan gaflet halindedir. Her teşebbüsünü bu kuvvetlerle başaracağına inanmıştır. Halbuki bütün bunlar ve sahip olduğu herşey, bir anda yok olabilir. O zaman yalnız bunlara dayanan insanın hâli ne olur...27 Müslüman ise böyle değildir; o, nelere sahip olduğunun farkında olup, şükrünü îfâ edecek, bunları akıllıca kullanacak; fakat her zaman yalnız Allah`a güvenecektir. BÖLÜM III Bu bölümde, yaptığım araştırma sonucu tevekkül ile ilgili olarak Kur`ân-ı Kerîm`de tesbit edebildiğim âyetler, tevekkül ile ilgili kısımlarına dikkat çekilerek verilecektir. Ayrıca âyetler, içerisinde geçen tevekkül ile ilgili kelimeye göre tasnif edilecektir. Tevekkülle İlgili Âyetler İçindekiler`e dönüş. - İlgili kelimenin, Arapçası "tevekkel"; Türkçe anlamı "tevekkül et, güven, dayan" şeklinde olmak üzere emir fiil durumunda geldiği âyetler "O vakit Allah`tan bir rahmet ile onlara mü`minlere yumuşak davrandın. Şâyet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duâ et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah`a dayanıp güven. Çünkü Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever. Âl-i İmrân 3/159 "Münâfıklar "Başüstüne" derler, ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin dediğinden başkasını gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazar. Sen onlara aldırma ve Allah`a dayan; sana vekil olarak Allah yeter." Nisâ 4/81 "Eğer onlar düşmanlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah`a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir." Enfâl 8/61 "Göklerin ve yerin gaybı sırrı yalnız Allah`a aittir. Her iş ona döndürülür. Öyle ise O`na kulluk et ve O`na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gâfil değildir." Hûd 11/123 "Ölümsüz ve daima diri Allah`a güvenip dayan. O`nu hamd ile tesbîh et. Kullarının günahlarını onun bilmesi yeter." Furkân 25/58 "Sen, O mutlak gâlip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan." Şuarâ 26/217 "Rabbin şüphesiz, onlar inkârcılar arasında hükmünü verecektir. O, mutlak gâliptir, herşeyi bilendir. O halde sen Allah`a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakîkat üzeresin." Neml 27/78,79 "Allah`a güven. Vekil olarak Allah yeter." Ahzâb 33/3 "Kâfirlere ve münâfıklara boyun eyme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah`a güvenip dayan. Vekîl ve destek olarak Allah yeter." Ahzâb 33/48 - İlgili kelimenin, Arapçası "tevekkelûv"; Türkçe anlamı "tevekkül edin, güvenin, dayanın" şeklinde olmak üzere emir fiil durumunda geldiği âyetler Musa Aleyhisselâm`ın kavminde "Korkanların içinden Allah`ın kendilerine lütufta bulunduğu iki kişi şöyle dedi Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer mü`minler iseniz ancak Allah`a güvenin." Mâide 5/23 "Musa da kavmine şöyle dedi Ey kavmim! Siz gerçekten Allah`a iman ettinizse ve onun birliğine ihlâs ile teslim olmuş Müslimlerseniz, artık Allah`a tevekkül edin. Onlar da dediler ki Biz ancak Allah`a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizi, o zâlim kavmin fitnesine düşürme. Ve bizi, rahmetinle o kâfir kavimden kurtar." Yûnus 10/84, 85, 86 - İlgili kelimenin, Arapçası "yetevekkel"; Türkçe anlamı "1- tevekkül etsin, güvensin, dayansın; 2- tevekkül ederse, güvenirse, dayanırsa; 3- tevekkül eder, dayanır, güvenir" şeklinde olmak üzere istek, şart veya geniş zaman mânâsını ifade ederek geldiği âyetler "O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü`minler, yalnız Allah`a dayanıp güvensinler." Âl-i İmrân 3/122 "Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Mü`minler ancak Allah`a güvenip dayansınlar." Âl-i İmrân 3/160 "Ey iman edenler! Allah`ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah`tan korkun ve Mü`minler yalnızca Allah`a güvensinler." Mâide 5/11 "De ki Allah`ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için mü`minler yalnızca Allah`a dayanıp güvensinler." Tevbe 9/51 "Sonra Yakup Aleyhisselâm şöyle dedi Oğullarım! Şehre hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah`tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah`tan başkasının değildir. Onun için ben yalnız O`na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O`na dayansınlar." Yûsuf 12/67 Nuh, Âd, Semûd ve onlardan sonraki kavimlerin "Peygamberleri onlara dediler ki Evet, biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nîmetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah`ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Mü`minler ancak Allah`a dayansınlar. Hem bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz, Allah`a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah`a tevekkülde sebât etsinler." İbrahim 14/11,12 "Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber`e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvâyı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah`tan korkun. Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah`ın izni olmadıkça, mü`minlere hiçbir zarar veremez. Mü`minler Allah`a dayanıp güvensinler." Mücâdele 58/9,10 "Allah; O`ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Mü`minler yalnız Allah`a dayanıp güvensinler." Teğâbün 64/13 "O zaman münâfıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, sizin için Bunları dinleri aldatmış diyorlardı. Halbuki kim Allah`a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak gâliptir, hikmet sahibidir." Enfâl 8/49 "...Kim Allah`tan korkarsa, Allah ona darlıktan genişliğe bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah`a güvenirse Allah, ona yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah herşey için bir ölçü koymuştur." Talâk 65/ 2,3 "Andolsun ki onlara Gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan, elbette Allah`tır derler. De ki Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah`ı bırakıp da taptıklarınız O`nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilerse, onlar O`nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki Bana Allah yeter. Tevekkül edenler ancak O`na güvenip dayanırlar." Zümer 39/38 - İlgili kelimenin, Arapçası "tevekkeltu "; Türkçe anlamı "tevekkül ettim, güvendim, dayandım" şeklinde olmak üzere geçmiş zaman durumunda geldiği âyetler "Ey Muhammed! Yüz çevirirlerse de ki Allah bana yeter. O`ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O`na güvenip dayandım. O, yüce Arş`ın sahibidir." Tevbe 9/129 "Onlara Nuh`un haberini oku. Hani o kavmine gelmişti ki Ey kavmim! Eğer benim aranızda durmam ve Allah`ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah`a dayanıp güvendim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert olmasın. Bundan sonra vereceğiniz hükmü, bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin." Yunus 10/71 Hûd Aleyhisselâm dedi ki "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah`a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır." Hûd 11/56 Şuayb Aleyhisselâm "Dedi ki Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından verilmiş apaçık bir delîlim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah`ın yardımı iledir. Yalnız O`na dayandım ve yalnız O`na döneceğim." Hûd 11/88 "Sonra Yakup Aleyhisselâm şöyle dedi Oğullarım! Şehre hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah`tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah`tan başkasının değildir. Onun için ben yalnız O`na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O`na dayansınlar." Yûsuf 12/67 "Ey Muhammed! Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Onlar Rahmân`ı inkâr ediyorlar. De ki O benim Rabbimdir. O`ndan başka ilah yoktur. Sadece O`na tevekkül ettim ve dönüş sadece O`nadır." Ra`d 13/30 "Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah`a mahsustur. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O`na dayandım ve O`na yönelirim." Şûrâ 42/10 - İlgili kelimenin, Arapçası "tevekkelnâ "; Türkçe anlamı "tevekkül ettik, güvendik, dayandık" şeklinde olmak üzere geçmiş zaman durumunda geldiği âyetler Şuayb Aleyhisselâm dedi ki "Doğrusu Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dîninize dönersek Allah`a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemiş başka, yoksa o dîne dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi herşeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah`a dayanırız. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adâletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın." A`raf 7/89 "Musa da kavmine şöyle dedi Ey kavmim! Siz gerçekten Allah`a iman ettinizse ve onun birliğine ihlâs ile teslim olmuş Müslimlerseniz, artık Allah`a tevekkül edin. Onlar da dediler ki Biz ancak Allah`a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizi, o zâlim kavmin fitnesine düşürme. Ve bizi, rahmetinle o kâfir kavimden kurtar." Yûnus 10/84, 85, 86 "İbrahim`de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki Biz sizden ve Allah`ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah`a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir. Şu kadar var ki İbrahim babasına Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah`tan sana gelecek herhangi birşeyi önlemeye gücüm yetmez demişti. O mü`minler şöyle dediler Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır." Mümtehine 60/4 "De ki sizi imana davet ettiğimiz O Allah çok esirgeyicidir; biz O`na iman etmiş ve sırf O`na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!" Mülk 67/29 - İlgili kelimenin, Arapçası "netevekkelu "; Türkçe anlamı "tevekkül ederiz, güveniriz, dayanırız" şeklinde olmak üzere şimdiki ve geniş zaman durumunda geldiği âyet Nuh, Âd, Semûd ve onlardan sonraki kavimlerin "Peygamberleri onlara dediler ki Evet, biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nîmetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah`ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Mü`minler ancak Allah`a dayansınlar. Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz, Allah`a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah`a tevekkülde sebât etsinler." İbrahim 14/11,12 - İlgili kelimenin, Arapçası "yetevekkelûvn "; Türkçe anlamı "tevekkül ederler, güvenirler, dayanırlar" şeklinde geniş zaman durumuna geldiği âyetler "Mü`minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah`ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnızca Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir." Enfâl 8/2 "O muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." Nahl 16/42 "Gerçek şu ki İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun şeytanın bir hakimiyeti yoktur." Nahl 16/99 "Onlar, müşriklerin eziyetlerine sabreden kimselerdir ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler." Ankebût 29/59 "Size verilen şey, yalnızca dünya hayatının geçimliğidir. Allah`ın yanında bulunanlar ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir." Şûrâ 42/36 BÖLÜM IV Tevekkülle İlgili Bazı Hadisler İçindekiler`e dönüş. Ebû Hureyre Resûlullah`ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir "Kuvvetli mü`min, Allah katında zayıf mü`minden daha hayırlı, daha üstün ve daha sevimlidir. Bununla beraber her ikisinde de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah`dan yardım dile ve asla acz gösterme. Başına birşey gelirse, ``Eğer keşke şöyle yapsaydım, şöyle olurdu!'' diye hayıflanıp durma. ``Allah`ın takdiri bu. O, ne dilerse yapar.'' de. Çünkü "eğer keşke" kelimesi, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar."28 İbni Abbas Resûlullah`ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir "Bana geçmiş bütün ümmetler arzolunup gösterildi. Bir peygamber gördüm ki yanında kendisine iman etmiş ancak yedi sekiz kişi vardı. Bir başka peygamber gördüm onun da yanında bir iki adam vardı. Öyle bir peygamber de gördüm ki beraberinde tek bir kişi dahi yoktu. Derken uzaktan bana büyük bir karaltı gösterildi. Onları benim ümmetim sandım. Bana "Bu, Musa Peygamber ile kavmidir. Sen ufka bak." denildi. Ufka bakınca büyük bir kalabalık gördüm. Bana "Şimdi de öteki ufka bak." denildi. Orada da müthiş bir kalabalık vardı. "Bu senin ümmetindir. Onların arasında yetmiş bin kişi var ki hesapsız, azapsız Cennet`e gireceklerdir." denildi. Râvî der ki Resûl-ü Ekrem bu hitâbesinden sonra kalktı evine girdi. Bunun üzerine orada bulunan cemaat, hesapsız ve azapsız Cennet`e girecek olan bu kişilerin vasıfları hakkında konuşmaya başladılar. Bazıları "Onlar Resûlullah`ın ashâbı olsa gerek." dediler. Kimileri de "Herhalde onlar İslâm devrinde doğmuş, Allah`a şirk koşmamış olanlardır." dediler ve daha pekçok ihtimaller ileri sürdüler. Bu münâzarayı duyan Resûlullah hemen onların yanına çıktı ve "Ne hakkında dalmış konuşuyorsunuz?" diye sordu. Onlar da münâzara mevzusunu söylediler. Bunun üzerine Resûlullah "Onlar büyü yapmayanlar, yaptırmayanlar; birşeyi uğursuz sayma fiilini yapmayanlar ve yalnıca Allah`a güvenenlerdir." buyurdu... Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir.29 İbn-i Abbas şöyle demiştir Resûlullah buyurdu ki "Ya Rab! Yalnız senin hükmüne teslim oldum, yalnız sana iman ettim, yalnız sana tevekkül ettim, yalnız sana döndüm, yalnız senin için mücadeleye girdim. Ya Rab! Dalâlete düşmekten izzetine sığınırım, senden başka ilâh yok. Sen ölümsüz daimâ diri olansın. Oysa cinler ve insanlar ölümlüdür." Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir.30 İbni Abbas şöyle demiştir İbrahim ateşe atıldığı zaman "Hasbunallahu ve ni`mel vekîl Allah bize yeter. O ne güzel vekildir." dedi. Muhammed de onu söyledi. Şöyle ki Kendisine "İnsanlar size karşı ordular hazırladılar, o halde onlardan korkun." dedikleri zaman, bu söz onların imanını artırdı ve "Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir." dediler. Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir. İbni Abbas gelen bir diğer rivâyete göre şöyle demiştir İbrahim ateşe atıldığı zaman son sözü "Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir." Ebû Hureyre Resûlullah`ın şöyle dediğini rivâyet etmiştir Cennet`e bir takım kavimler girer ki, bunların gönülleri rızıklarını aramada Allah`a tevekkül etmiş kuşların gönülleri gibidir." Yani tevekkül sahibidirler. Müslim rivâyet etmiştir.32 Ömer demiştir ki Resûlullah`ın şöyle dediğini işittim "Eğer siz Allah`a nasıl tevekkül etmek lazımsa öyle tevekkül etseniz; açlıktan karınları çekilmiş olduğu halde sabahleyin yuvalarından çıkan ve akşamları karınları doymuş olarak yuvalarına dönen kuşlara rızık verdiği gibi hiç şüphesiz size de rızık verirdi." Tirmizî rivâyet etmiş ve hadis hasendir demiştir.33 Ebû Umâre el-Berâ b. Azib şöyle demiştir Resûlullah buyurdu ki "Ey filanca, yatağına girdiğinde ``Allah`ım kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana yönelttim, işimi sana bıraktım, senden ümitvâr olarak, azabından korkarak sırtımı sana dayadım. Senden sığınacak ve korunacak yer yine sanadır. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere iman ettim.'' de. Eğer o gece ölürsen iman üzere ölürsün. Eğer sabaha çıkarsan hayra ulaşırsın." Buharî ve Müslim rivâyet etmişlerdir.34 Ebû Bekir şöyle demiştir "Biz Hicret esnasında mağarada iken, başımız ucunda bizi arayan müşriklerin ayaklarına baktım da Resûlullah`a ``Ey Allah`ın Resulu, birisi ayaklarına bakacak olsa muhakkak bizi görür.'' dedim. Bunun üzerine Resûlullah ``Ey Ebû Bekir, üçüncüleri Allah olan iki kimse hakkında zannın endişen ne?'' buyurdu. Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir.35 Ümmü Seleme dan rivâyet edilmiştir Resûlullah evinden çıkarken şöyle derdi "Bismillah. Allah`a tevekkül ettim. Allah`ım! Sapmaktan, saptırılmaktan; senin yolundan kaymaktan, kaydırılmaktan; zulüm yapmaktan, zulme uğramaktan; saygısızlık etmekten, bana karşı saygısızlık edilmesinden sana sığınırım." Ebû Dâvud ve Tirmîzî rivâyet etmiştir.36 Halid`in oğulları Habbe ve Sevâ anlatıyor Resûlullah birşey tamir etmekte iken yanına girdik. O işte kendisine yardım ettik. Bunun üzerine şöyle buyurdu "Başlarınız kımıldadığı müddetçe rızık konusunda umutsuzluğa düşmeyin. Zîrâ insanı annesi kıpkızıl, üzerinde hiçbir şey olmadığı halde doğurur. Sonra Azîz ve Celîl olan Allah onu her çeşit rızıkla rızıklandırır."37 Amr Bin As anlatıyor Resûlullah buyurdu ki "Şüphesiz her vâdide Âdemoğlunun kalbinden bir parça bulunur yani kalp herşeye karşı bir ilgi duyar. Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vâdide helâk olacağına hiç aldırmaz. Kim de Allah`a tevekkül ederse, kalbinin herşeye ilgi kurarak dağılmasını önlemek için Allah ona Bir hadiste şöyle buyurulmuştur "Kim insanların en şereflisi olmak isterse Allah`tan korksun. Kim insanların en güçlüsü olmak isterse Allah`a tevekkül etsin. Kim de insanların en zengini olmak isterse, kendi elindekinden çok Allah`ın nezdindekine bel bağlasın."39 Diğer bir hadiste şöyle buyurulmuştur "Birşey istediğin zaman yalnız Allah`tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah`tan dile. Şunu iyi bil ki bütün yaratılmışlar elbirliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, Allah`ın sana yazdığından daha fazlasını bağışlayamazlar. Yine yaratılmışların tümü elbirliği ile sana bir zarar vermek isteseler, Allah`ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar."40 Bir hadiste şöyle buyurulmuştur "Ey Ebû Hureyre! Allah`tan başka hiçbir şeye ümit bağlama. Allah`a tevekkül eyle. Bir arzun varsa Allah Teâlâ Hazretleri`nden iste. Allah-ü Teâlâ`nın âdet-i ilâhiyyesi işi, kânunu şöyledir ki; herşeyi bir sebep altında yaratır. Bir iş için sebebine yapışmak ve sonra Allah Teâlâ`nın yaratmasını beklemek lâzımdır. Tevekkül de bundan ibârettir."41 BÖLÜM V Tevekkül Hakkında Söylenmiş Bazı Sözler İçindekiler`e dönüş. ...Sen yalnızca Allah`a ibâdet et. O`na kulluk eyle ve ona tevekkül eyle. Her işte emir ve kumandayı, yetkiyi O`na verip, O`na güvenip, O`nun emirlerine uygun hareket eyle! Yani, ibadetsiz ve amelsiz kuru kuruya tevekkülün de faydası yoktur. Sen kulluğunu yap, O`nun emrini yerine getir ve öyle tevekkül eyle. Elmalılı M. Hamdi Yazır42 Tevekkül, bazı cahillerin zannettiği gibi insanın kendini ihmal etmesi demek değildir. Böyle olsa idi, ...Şu halde onları affet; bağışlanmaları için duâ et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah`a dayanıp güven. Çünkü Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever. Âl-i İmrân 3/159 âyetinde belirtilen müşâvere emri tevekküle mâni olurdu. Tevekkül, insanın esbâb-ı zâhireye riâyet etmesi, ve lâkin kalbini onlara bağlamayıp, Hak Teâlâ`nın ismetine dayanması demektir. İmam Fahruddin Râzî43 Hakîkî mânâda tevekkül; Allah`tan başkasından korkmamak, O`ndan başkasına güvenmemektir. Fudayl Bin İyaz Tevekkül, olan şey ile yetinmek, olmayan şeye razı olmaktır. Muhammed Bin Hafîf Üç haslet evliyâ sıfatıdır Allah`a tevekkül etmek, Allah`tan başkasına niyazda bulunmamak, kanaat eylemek. Yahya Bin Muaz44 Sebeplere yapışmak, tevekküle mânî değildir. Bilakis sebeplere yapışmak, sebepleri araya koymak, tevekkülün en yüksek derecesidir. Ahmed Fârukî Tevekkül, iş yapmayıp tembel olmak için değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül olunur. Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için tevekkül olunur. S. Abdulhakîm Arvâsî Tevekkülün alâmeti üçtür Kimseden birşey istememek dilenmemek, verileni reddetmemek, ele geçeni biriktirmek. Sehl Bin Abdullah Allah Teâlâ`ya tevekkül ettim diyen kimsenin, Cenâb-ı Hakk`ın, kendisi hakkındaki muamelesine, yani takdir ettiği şeylere de râzı olması lazımdır. Aksi takdirde yalan söylemiş olur. Bişr-i Hâfî45 Bil ki tevekkülün mahalli kalptir. Zâhire göre hareket etmek kalpteki tevekküle zıt değildir. Yeter ki kul, güvenin Allah`a olacağını bilsin. Birşey zorlaşırsa bu O`nun takdiriyledir; eğer kolaylaşırsa bu da O`nun kolaylaştırmasıyladır. Ebu`l Kâsım el-Kuşeyrî Tevekkül, kişinin kendisini Allah`ın dilediği şekle bırakmasıdır. Sehl Bin Abdullah Tevekkül, Allah`a güvenle birlikte O`nunla iktifâ etmektir. Ebû Osman el-Cebrî46 Tevekkelin tevekküllünün gemisi batmaz eşeğini kurt yemez. Atasözü47 Gelir elbet zuhûra ne ise hükm-ü kader, Hakk`a tefvîz-i umûr et, ne elem çek ne keder. Enderûnî Vâsıf Hakk şerleri hayreyler Zannetme ki gayreyler Ârif ânı seyreyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Sen Hakk`a tevekkül kıl Tefvîz et ve rahat bul Sabreyle ve râzı ol Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri48 Kime şekvâ edeyim âh-ı sehergâhımdan Kime feryâd edeyim tâli-i bedbâhımdan Mâidi-zâre safâ bahşeder elbet bir gün Kesmem ümmîdimi ben Hazret-i Allah`ımdan Maide Hasibe Hanım49 Mehmet Âkif Ersoy`un Tevekkülle İlgili Bazı Mısrâları İçindekiler`e dönüş. Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri, Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri! O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da, Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında? "Kadermiş!" Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru; Belânı istedin Allah da verdi... Doğrusu bu. Taleb nasılsa, tabîî, netîce öyle çıkar, Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var? "Çalış!" dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun, Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun, Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya, Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya! Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden, Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken! Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini, Birer birer oku tekmîl edince defterini; Bütün o işleri Rabbim görür; Vazîfesidir... Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir! Çoluk çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak... Hudâ vekîl-i umûrun değil mi keyfine bak! Onun hazîne-i in`âmı kendi veznendir! Havâle et ne kadar masrafın olursa... Verir! Silâhı kullanan Allah, hudûdu bekleyen O; Levâzımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O! Çekip kumandası altında ordu ordu melek; Senin hesâbına küffârı hâk-sâr edecek! Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin "Yetiş!" de, kendisi gelsin, ya Hızr`ı göndersin! Evinde hastalanan varsa, borcudur Bakacak; Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak. Demek ki Her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O; Çoluk çocuk O`na âid; Lalan, bacın, dadın O; Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O; Alış seninse de, mes`ûl olan verişten, O; Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O; Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O; Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O; Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı O. Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu! Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu! Hudâ`yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ; Utanmadan da tevekkül diyor bu cür`ete... Ha?! Yehûd Üzeyr`e, Nasârâ Mesîh`e ibnu`l-lâh Demekle unsur-i tevhîd olur giderse tebâh; Senin bu kopkoyu şirkin sığar mı îmâna? Tevekkül öyle tahakküm demek mi Yezdân`a? Kimin hesâbına inmiş, düşünmüyor, Kur`ân... Cenâb-ı Hak çıkacak, sorsalar, muhâtab olan! Bütün evâmire i`lân-ı harb eden şu sefîh, Mükellefiyyeti Allah`a eyliyor tevcîh! Görür de hâlini insan, fakat, bu derbederin; Nasıl günâhına girmez tevekkülün, kaderin? Sarılmadan en ufak bir işinde esbâba, Muvaffakiyyete imkân bulur musun acaba? Hamâkatin aşıyor hadd-i i`tidâli, yeter! Ekilmeden biçilen tarla nerde var? Göster! "Kader" senin dediğin yolda Şer`a bühtandır; Tevekkülün, hele, hüsrân içinde hüsrandır. Kader ferâiz-i îmâna dâhil... Âmennâ... Fakat yok onda senin sapmış olduğun ma`nâ. Kader Şerâiti mevcûd olup da meydanda, Zuhûra gelmesidir mümkinâtın a`yânda. Niçin, nasıl geliyormuş... O büsbütün meçhûl; Biz ihtiyârımız sûretindeniz mes`ûl. Kader nedir, sana düşmez o sırrı istiknâh; Senin vazîfen itâ`at ne emrederse İlâh. O, sokmak istediğin, şekle girmesiyle kader; Bütün evâmiri Şer`in olur bir anda heder! Neden ya, Hazret-i Hakk`ın Resûl-i Muhterem`i, Bu bahsi men` ediyor mü`mînine, boş yere mi? ... Tevekkülün, hele, ma`nâsı hiç de öyle değil. Yazık ki Beyni örümcekli bir yığın câhil, Nihâyet oynayarak dîne en rezîl oyunu, Getirdiler, ne yapıp yaptılar, bu hâle onu! ... Tevvekkül öyle yaman bir şiâr-ı îmandı, Ki kahramân-ı fezâil denilse şâyandı. Yazık ki Rûhuna zerk ettiler de meskeneti; Cüzâma döndü, harâb etti gitti memleketi! Tevekkül olmasa kalmaz fazîletin nâmı... Getir hayâline bir kerre Sadr-ı İslâm`ı O bî-nihâye füyûzun yarım asırlık bir Zamân içinde tecellîsi hangi sâyededir? ... Nedir bu hârikanın sırrı? Hep tevekküldür; Ki i`timâd-ı zaferden gelen tahammüldür. Tevekkül olmaya görsün yürekte azme refîk; Durur mu şevkıne pervâne olmadan tevfîk? Cenâb-ı Hak ne diyor bak, Resûl-i Ekrem`ine "Bütün serâiri kalbin ihâta etse, yine, Danış sahâbene dünyâya âid işler için; Rahîm ol onlara... Sen, çünkü, rûh-i rahmetsin. Hatâ ederseler aldırma, afvet, ihsân et; Sonunda hepsi için iltimâs-ı gufrân et. Verip karârı da azm eyledin mi... Durmıyarak, Cenâb-ı Hakk`a tevekkül edip yol almaya bak." Demek ki Azme sarılmak gerek mebâdîde; Yanında bir de tevekkül o azmi te`yîde. Hülâsa, azm ile me`mûr olursa Peygamber; Senin hesâbına artık, düşün de bul, ne düşer! Şerîat`in ikidir en muazzam erkânı; Kimin ki öyle müzebzeb değildir îmânı; Ayırmaz onları, bir addedip tevessül eder... Açıkça söyliyeyim Azm eder, tevekkül eder. Ne din kalır, ne de dünyâ, bu anlaşılmazsa... Hem anlayın bunu artık, hem anlatın nâsa... ... Ömer, tevekkülü elbet bilirdi bizden iyi... Ne yaptı "Biz mütevekkilleriz" diyen kümeyi. Dağıttı, kamçıya kuvvet, "Gidin, ekin!" diyerek. Demek Tevekkül eden, önce mutlakâ ekecek; Demek Tevekküle pek sığmıyormuş, anladın a, Sinek düşer gibi düşmek şunun bunun - *** *** *** - O îmân kuvvet ihzâriyle emretmişti... Lâkin, biz Tevekkelnâ deyip yattık da kaldık böyle en âciz! O îman, farz-ı kat`îdir diyor tahsîli irfânın... Ne câhil kavmiyiz biz müslümanlar, şimdi, dünyânın!51 - *** *** *** - Allah`a dayan, sa`ye sarıl, hikmete râm ol... Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar - *** *** *** - "Allah`a dayandım!" diye sen çıkma yataktan... Mâ`nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan! Ecdâdını zannetme asırlarca uyurdu; Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? Üç kıt`ada, yer yer, kanayan izleri şâhid Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücâhid. Âlemde tevekkül demek olsaydı "atâlet", Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet? Çoktan kürenin meş`al-i tevhîdi sönerdi; Kur`ân duramaz, nezd-i İlâhî`ye BÖLÜM VI Sonuç İçindekiler`e dönüş. Bu araştırmamızın sonucunda açıkça anladık ki; tevekkül meselesinde en tehlikeli durum, tevekkülü yanlış anlayarak tembelliğe düşmek, vazifesini yerine getirmemek ve bunun sonucunda da başarsızlığa uğramaktır. İlk emri "Oku!" olan İslâm Dininin mensupları olarak, biz Müslümanların en önemli görevlerinden biri, hangi meslekten olursak olalım çalışmak, bize düşen görevi en güzel şekilde yerine getirmek; bütün bunların sonucunda da büyük bir gönül huzuruyla Allah Teâlâ`ya güvenmek, O`na tevekkül etmektir. Tabiri caizse, tembellik bizim kitabımızda yer almamalı; en çok korkmamız, en uzak kalmamız gereken bir vasıf olmalıdır. Öyle ki Peygamber Efendimiz "Ümmetim adına en çok korktuğum şey göbek iriliği, uyku düşkünlüğü ve tembelliktir." buyurmak sûretiyle, tembelliğin bizler için ne büyük bir tehlike olduğuna işaret etmiştir. III. Bölümde sıraladığımız âyetleri incelediğimizde, Allah`a tevekkül ettiğini belirten Peygamberlerin ve mü`minlerin, o sözleri söylerken bir mücadele, çalışma, gayret içinde olduklarını görüyoruz. Hiçbiri oturdukları yerden, yorulmadan, belli bir zorluğa katlanmadan bu sözleri söylemiyorlar. İşte bu da bize gösteriyor ki; ancak çalışan Müslümanın tevekkül etmeye, "Allah`a güvendim!" demeye hakkı vardır. Tembel ise, tevekkül ettiğini söylese bile ancak kendini kandırıyordur ve sonu hüsrân olacaktır. IV. Bölümde gördüğümüz hadisler ve V. Bölümde incelediğimiz sözler de bu durumu doğrular niteliktedir. Mehmet Âkif Ersoy`un şiddetle karşı çıktığı, yerden yere vurduğu tevekkül ve mütevekkil kavramı da işte bu tembel kişilerin sahte tevekkülleridir. Bana göre tevekkül meselesinde diğer bir önemli husus da dünya hayatının Müslüman için bir imtihan yeri olduğunun unutulmaması gerektiğidir. Çünkü bazı durumlarda insan bütün çabasını sarfetse de, elinden geleni yapsa da İlâhî Takdir bazı hikmetler sebebiyle buna izin vermediği için başarılı olamayabilir, isteği gerçekleşmeyebilir. İşte burada tevekkülün diğer yönü ortaya çıkar En umutsuz gibi görünen durumlarda bile Allah`a olan güveni kaybetmemek. Allah Teâlâ herşeyin teferruatını en ince ayrıntısına kadar bilir. Belki bizim istediğimiz, gerçekleşmesi için çalıştığımız bir şey aslında bizim zararımıza; buna karşılık istemediğimiz bir şey ise aslında yararımızadır. Sonsuz rahmeti sebebiyle Allah Teâlâ da sevdiği kullarını, o kulların kendilerini düşündüğünden daha çok düşüneceğine; onlara kendilerine acıdıklarından daha çok acıyacağına göre Müslümanlar olarak bizlerin -hem dînî, hem dünyevî görevlerimizi yaptığımız müddetçe- hiçbir şeyden dolayı tasalanmamıza gerek yoktur. -İnşâallah- sonuçta mutluluk bizim olacaktır. Bir amacımıza, isteğimize ulaşamadıysak Vekîlimiz olan Allah Teâlâ bize olan sevgisiden dolayı, o istediğimiz şeyden her bakımdan bize daha hayırlısını nasîb edecektir. Bu görüşümü çeşitli âyetlere dayandırmaktayım. Ben bu konuda Kehf Sûresinde çok büyük bir müjde görüyorum. Kur`ân-ı Kerîm Allah`ın kelâmı olduğuna göre ve biz Müslümanlar da bunu şeksiz şüphesiz kabul ettiğimize göre, bu âyetler bizim için gerçekten büyük mutluluk kaynağıdır. Bu âyetlerde Allah Teâlâ bizlere gayb hazinesinden birkaç sırrı açıklamaktadır. Sadece bu sırları anlamak bile bizlere çok şey kazandırır. Şöyle ki Kehf Sûresi 60. ilâ 82. âyetler arasında Hz Musa Aleyhisselâm`ın, Hızır Aleyhisselâm olduğu rivâyet edilen Allah`ın kendisine katından bir rahmet ve ilim verdiği birisiyle olan yolculuğu anlatılır. Olaylar şöyle gelişmektedir Hızır Aleyhisselâm, önce Hz. Musa`ya kendisiyle yolculuk etmeye sabrının yetmeyeceğini söylerse de; Hz. Musa sabredebileceğini belirtir. Bunun üzerine kendisi anlatmadan önce Hızır Aleyhisselâm`a hiçbir şey sormamak şartıyla yolculuğa başlarlar. Bu yolculuk sırasında Hızır Aleyhisselâm Allah`ın emriyle önce bir gemiyi deler; sonra bir erkek çocuğu öldürür; ardından da kendilerine yemek vermeyecek kadar cimri bir köy halkının yıkılmak üzere olan duvarını para almadan tamir eder. Bu işlerin hikmetini bilmeyen Hz. Musa Aleyhisselâm, onun bu yaptıklarını garipser, sözünü unutarak her Peygamberimiz, bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmiş ve müminlerin dikkatli olmasını, bu hastalıklara tutulanların bir başkasına hastalığı bulaştırmaması için önlemler alması gerektiğini vurgulamıştır. Müslümanlara bulaşıcı hastalığa sebep olan zararlı hayvanlarla mücadele etmelerini ve mikropların üremesini önleyecek temizlik kurallarına da özen göstermelerini emretmiştir. İşte İslam'da temizlik ve bulaşıcı hastalıklarla ilgili ayet ve hadisler… Giriş Tarihi 1409 Güncelleme Tarihi 1239 1 13 İslam dininin tebliğinden sonra Peygamber Efendimizin işaret ve teşvikleriyle dini ilimlerin yanında tıp bilimi de gelişti. Hz. Muhammed'in tıbba dair hadisleri tabip gözü ile ele alınırsa, bir bölümünün genel tıp konuları, bir kısmının da tedavi edici hekimliğe ait ilaç tarifleri olduğu görülür. Bu hadisler bugünkü tıbbi telakkilerimize uygunluk göstermesinden başka, Arap yarımadasındaki tıbbi uygulamaları düzeltmek ve tababete ilmi bir hüviyet kazandırmak gibi önemli bir rol oynar. Öyle ki İslam, insanın maddi ve manevi gelişmesinin yanı sıra ruh ve beden sağlığını korumayı da amaç edinmiştir. Bu amacı gerçekleştirmek için de fert ve topluma zararlı şeyleri yasaklamış, faydalı olan şeyleri de emretmiştir. Ayet ve hadislerle İslam'da temizlik dosyamızı okumak için tıklayın 2 13 Kâinatın düzeni ve işleyişi "Sünnetullah" denilen ilâhî kanunlara göre cereyan eder. Cenâb-ı Hak bu kanunları sonsuz kudretiyle ve ilmiyle belirlemiştir. Toprağın, rüzgârın, suyun ya da ateşin kendine has bir yapısı ve dengesi vardır. İnsanoğlu bu yapıyı bilerek ve bu dengeyi koruyarak yaşamak durumundadır. Hz. Peygamber, insanoğlunun oluşturduğu ilk toplumdan başlayarak günümüze kadar karşılaştığı her türlü zorluk ve sıkıntıları atlatmak için gayret etti. Hastalık insanın her zaman maruz kaldığı bir durum olduğundan bundan kurtulmak için hem tedavi yollarını hem de bu yolların gerçekleştirilebileceği kurumları araştırmış ve zaman içinde bu kurumları kurmuştur. Bulaşıcı hastalıklar konusunda Peygamberimizin uyarıları ve tavsiyelerini Prof. Dr. Mehmet Emin Ay'ın kaleminden okumak için tıklayın 3 13 Peygamberler de insanlığı tevhit inancına çağırmalarının yanı sıra insan sağlığına büyük önem vermiş ve insan hayatını tehdit eden bulaşıcı hastalıklarla dönemin şartlarına göre mücadele etmişlerdir. Bu durumun en açık örneğini Efendimizin hayatında görmekteyiz. Hz. Peygamber, hastalıklar hakkında şöyle buyurmuştu "Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç var etmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın." FİKRİYAT KUR'AN-I KERİM UYGULAMAMIZDAN CÜZ, MEAL VE AŞR-I ŞERİF DİNLEMEK- OKUMAK İÇİN TIKLAYIN 4 13 En hafifinden en ağırına kadar hastalık dünya imtihanlarından biridir. Tarih boyunca pek çok hastalık Allah'ın yardımı ve insanların gayretli araştırmaları ile tedavi edilmiştir. Bugün dünyanın dört bir köşesine yayılan koronavirüsün de şifası bulunacaktır. Nitekim Resûl-i Ekrem'in buyurduğu gibi "Allah, indirdiği her hastalığın muhakkak şifasını da vermiştir." Buhârî, Tıb, 1. Bizlere düşen ise hastalığa yakalanmamak için tedbiri elden bırakmamaktır. 5 13 Mümin, sıkıntılar karşısında elinden geldiği ve gücü yettiği kadar mücadele eder. Aklını, bilgisini, tecrübesini kullanarak tedbirini alır. Sonrasında ise imanı gereği, teslimiyet ve tevekkül ile hareket eder. Uğradığı musibetten sabrederek ve güçlenerek çıkar. Nimete şükür, mihnete sabır göstererek ilâhî imtihanı kazanır.

tevekkül ile ilgili hadisler arapça